17 Nisan 2010 Cumartesi

ARICILIKTA SUNİ TOHUMA VEYA DÖLLEME ALETİ

Türkiye'de yapılan ilk anaarı süni dölleme cihazı. Bu işleri hiç bir zaman planlayarak yapmadım. 4 sene önce sanal arıcılığa girdikten sonra akıntıların beni ve bir çok kişiyi getirdiği nokta burası.
Çok farklı bir özelliğim var, arıcılıkta bir çok kişiyi peşimden sürükleyebiliyorum, nedeni de nedir henüz bilmem.
Ben ilkokul mezunu birisiyim, ilk okuluda 8 yılda bitirdiğimi bir çok kişi belki bilmez::))
Ben 5 yıl öncesi arı ırkları nedir bilmiyorum.
Islah nedir bilmiyorum.
Saf arı nedir bilmiyorum.
suni dölleme niçin yapılır bilmiyorum.
hatta bir yazımda yazmışım geçmişte vardır, bizim gibi arıcılar için suni dölleme gereksiz bir şey diye.
Sonra o kadar çok bilgi öğrendik ki, bir çok şeyi yeniden yazmaya başladım.
Beni en çok sıkan işlerden birisi Almanya'dan arı getirmek olmuştur. Paranla istediğinde anaarı alamıyorsun. Karşınızdaki kişiyi de çok rahatsız ediyorsunuz. Buralara gelmemdeki en büyük sebeplerden birisi Mehmet Yüksel'dir.
Kendisi benim için çok fedakarlıkta bulundu. Birilerine göre bu işler çok basit görünse de, defalarca anaarı üreteni telefonla araması. Bir kaç kez yüzlerce km gidip anaları alıp bana yollaması, basit işler değildir.
Hele birileri Mehmet Yüksel'e mail atıp, Ali Türk seni kullanıyor demesine rağmen buralara kadar geldik.
Bir çok sevenim bu konuda acele etmememi söyledi, sonuçları gör sonra paylaş dedi.
Evet sonuçlar ve döllemiş olduğumuz bazı arılar ölsede yumurta atmaya devam edenlerde var.
Bundan sonrası bu işin kalite yönü olacak.
Gelelim anaarı(kraliçe)suni dölleme aletimize.
Bunu nerden düşünüp yola çıkılıp buralara gelindi. Bu setin orjinali 5 bin dolardır. Bizim gibilerin böyle paraları bu gibi, işlere bağlaması çok zor.
Bu iş için 16 lık stero mikroskop yeterli deniliyordu, bizim mikroskopumuz 20 lik stero.
Almanya'dan gelen anaların belli bir ömrü var ve karşınızdakileri devamlı rahatsız edemezsiniz.
Bu anaarıları ya izolebölgede çiftleştirip saflarını elinizde tutacaksınız, yada suni dölleme yapmak zorundasınız. İzole bölge konusundada ilginç fikirlerimiz oldu, bunun için gemiyle 20 km denizin ilersine gidip bir kaç gün kalmak, tabi bunlar zor ancak gemiyi kaçırmamız gerekir::))Suni döllemeyi kafaya taktım.
Aletin resimlerini inceledim, bir kaç tornacıyla konuştum yapılabilir cevabı alıyorum. Fakat kimse bir yerinden başlamıyor.
Basit bir düzenek yaptık olmadı ve bir senemiz gitti.
Sonrasında Zafer Anlayışlı abimiz, benim bir arkadaş var o böyle işleri sever ona soralım dedi.
Nazmi abiyle görüştük yaparım dedi. Tüm bilgileri ve resimleri kendisine verdim. O kadar olumsuzluklar olduki, güya malzeme parası alacaktı o zaman dedimki malzeme ne kadar tutar. 60-70 lira bilemendin 100 lira.
Aleti Nazmi abi bitiremedi, yarım haliyle geri aldığımızda önümüze çıkan fatura 550 liraydı.
Sonra Edirne gezimizde alti gören Sadir Demircioğlu ben bu aleti yaparım tornacılığım var dedi.
Tabi üzerinde 15 gün gibi çalışıp beni aradı dediki, bu aletin alt taplo ve direkleri haricinde her şeyini yeniden yapacağım. Önceden yapılan ve üzerinde aylarca çalışılan aparatlar çöp oldular. Bu arada ben aletin orjinal enjektörünü Almanya'dan getirttim. Paketi bir açtımki bildiğimiz insülün enjektörüne metal bir kap yapılmış ve 250 lirada ona bayıldık. Şu an sadece cam iğnesi hariç enjektörde yapabiliyoruz.
Dedim ya buralara gelebilmek için bir çok kişinin emeği var. Başta Mehmet Yüksel, Dr.Muhteşem Turunç abim , Zafer Anlayışlı, tornacı Nazmi abimiz ve son noktayı koyan Sadri demircioğlu abimiz. Tabi bu arada bu işin manevi yönünde o kadar çok destekçimiz vardı ki bize devamlı dualar edip destek verenlerin saymak imkansız.
Aslında bu ayrı bir konu olmalıydı, genede ayrı bir paylaşım yapacagım. Forumda da ayrıca bu yazı ve daha fazlasını bulacaksınız.
Benim üzüldüğüm nokta ise bu aletin orjinallari üniversitelerimizde var, devletimiz ital edip kurumlara sunmuş ve hiç bir işe yaramıyor. Bizim gibi bu işlere sevdalı olanlarda bu tür aletlere zaten ulaşması çok zor.
Sonuçta çok kamsamlı bir ekip güzel bir iş çıkardı, ekipte yer alan ve almak için can atanlar, manevi testek verenler ve vermeyenlere teşekkürler.

18 Kasım 2009 Çarşamba

KOVANLARIN BLOKE OLMASI VE SONUÇLARI

Kovanların blokesiyle alakalı pek yayın oldugunu sanmıyorum. Zaten normal yayınlarında alayının yenilenmesi lazım. Kitap ve bilgiler şu anki arıcılıgın çok gerisinde. Bu bloke olayını yaklaşık bir iki sendir farketmeye başladım. Gittigim bir arılıkta arı ve kovanlara çok iyi bakılıp muamele edilmesine ragmen, görüntü bu muamele ve bakımı inkar ediyordu. Ben kendi kovanlarıma bu kadar güzel kek ve şurup veremiyordum, fakat benim kovanlarım daha güzel gelişmişti.Şimdi ki yazacaklarım, yaklaşık iki senelik bir gözlem ve yaşadıklarımı içeren yazı olacak, bloke ilerde kovan sönmelerinide beraberinde getiriyor. Sonra bir çok kişi hastalık yada başka sebebler arıyor.
Önce arının ömrünü bilecegiz, bu günkü yumurta, arı uçtugu sürece, 60 gün sonrası ölmüş arıdır. Arılarımız çalışırken devamlı ölürler, geridende hep dogarlar. Doğmalarda kesitler,yada kopmalar oluşursa sıkıntılar başlar, kovanların geriye gitmesi telafisi güç işler açar başımıza. Blokeyi bir kaç şekilde yaşayabiliriz.
Birincisi biz blokeye sebeb oluruz.
Baharda bizim hacı şurubu bol bulmuştu, kendi kovanlarını iyi kayırmış, onun sıraya bakmak istiyorum ben onlara baktım gerek yok diyor, bir gün iyice şüpelendim ne oluyor diye, kovanları bir açtımki aman Allahım. Her taraf verilen şuruplan dolmuş ve yavru alanı o kadar azalmışki.
Hacının renk filan gitti, hacı abi ne iş dedim dediki, kovanlar gelişsin diye hep şurup verdim, tüm çıtaları bloke etmişin dedim ses yok, geliştirecekti güya kovanaları, o biçim geriye gitti ki sormayın. O gün bizim hacıya dedimki, bundan sonra senin arın yok, tüm masraflar benden, ne kazanırsak üçte birisi senin. İlerde de ne zaman ayrılacaksak seçersin 25-30 kovan işi bitiririz.
Daha sonra bir gün nerden konu açıldıysa iş blokeye gelmişti, hacı abi dediki o gün kovanlardan çok ben bloke oldum, yer yarılsa içine girecektim dedi. Çok utangaçtır zaten.

İkinci blokeye ise yogun bal akımı yada nektar bir başka deyişle baskın bal sebeb olur. bal o kadar çok gelirki, arınızın başında degilseniz, yavru çıkan yere bal doldururlur. Birde ara sıra arılıga gidiyorsanız kovandaki isçi arı zinciri kopar. Bu zincir koptugunda kolay kolay kovanı toparlayamazsınız. Özellikle Almanya'daki arkadaşımız Mehmet Yüksel i izliyoruz, kovan içi zinciri kopartmamak için, hasattan hemen sonra yazın kurakta kek veriyorlar, kovan geri giderse bir daha gelecek sezonu kapatıyor, çünkü oralarda gelecek seneki arı şimdiki arındır. Ben iki senedir yazın kek vermeye başladım. Neden kek veriyoruz, dışardan nektar ve polen gelmediğinde anaarı yavruyu kesiyor, kekle suni bir nektar akımı oluşturuyoruz. Kurakta arı geriye gittimi bir daha atak yapamıyor, bazıları hemen atlıyor kovanda bal var niye kek verelim ki diye. Arının geriye gidip toparlayamadıgını bir başka yazıda yazsam daha iyi olacak. Biz blokeye döner isek, yogun bal akımlarında kovanlardaki bal derhal süzülmeli veya kat verilmeli. Bir şekilde anaarının yavrulamasını sağlamalısınız. Çok kitap okumakla veya arılıgınızda çok arınız var diye hatasız arıcısız degilsiniz. Aşagıda iki filim gelecek orada olayları daha iyi göreceksiniz.
Bu resimde çıta bloke olmuş, sırlı bal normal bir akımda oluşmuş, kovanlar yeni nektar akımı başladıgında, çıkan yavru yerine bal basmışlar. Anaarı bu çıtada boş petek gözü arıyor. Sizin başınıza bir iş gelse yada bir şekilde bu durumdaki arınıza bir ay bakamdınız. Bir çokğu anarısını kesecektir, niçin yavru yapmıyorsun diye anaarının işini bitirirler. Her geçen gün arı geriden gelen olmadıgı için çaresiz tükenecek. Siz çok zaman sonra böyle bir kovana mudahale ettiğinizde bile kurtarma şansınız nedir biliyormusunuz, çıkmak üzere olan kapalı yavru verirseniz kurtarma şansınız vardır. Başka türlü bu tür kovanların sonu gelmiştir.
Bu çıtalar 10-15 günde böyle bloke oldular. Güçlü kovanlar daha çabuk bloke olur. Zayıf kovanlar ise kolay kolay bloke olmazlar, bu çıta dolarsa komşu çıtaya geçersin. Ben hatırlarsanız Muğla'ya gitmeden arılarımı ayarlayıp gittim. Giderken bu çıtalar yavruydu, ertesi hafta gittimde yavruların çıktıgı yerlere ballar doldurulmuştu.Biz madem bilgi ve tecrübelerimizi paylaşıyoruz kimseyide yanıltıp konuları saptırmayada kimsenin hakkı yok. Konuyu getirmek istediğim yerse bu sene sezonun büyük bölümünü birlikte geçirdigimiz Mustafa hocamızın arıların sönmesine sebebler bulanlar oldular. Bence boşu boşuna sebeb aranmamalı. Sebeb blokeydi. Önce hastalık dendi, hastalıktan olsa benimde arım ölmeliydi, sonrasında ise radardan öldü denildi. Geçen sene ise benim arımda tam radarın karşısındaydı gene arım ne terk etti nede söndü.
Şimdi filimin başına döner isek, Trakyada ilk sagımı temmuz ayının 12 de yaptık ve Mustafa abi tüm boş çıtaları ve katları aldı arı ne kadarsa o kadar ballı ve polenli çıta bıraktı, ayrıca sağımdan sonrada çıta aralarına boş çıtada girilmedi, o dönemde yavruda vardı fakat balda geliyordu. Ben ise ikinci sagımı agutosun birinde doktordaydık, kendi sagımımızı da ayın 2 ve 3. günü bitirdik. Sonrasında arılarımı alıp gebzeye getirdim ve kek verdim. Biz ikinci sagımda maske giyindik ama arı bize saldırmadı bal geliyordu, başımız açık maskeli bal aldık. Bu süreçte yavru çıkan yere bal basıldı. Mustafa abi Rize'den döndü bir sagımda o yaptı, işin enilginç yanıda burası zaten. Sagımdan sonra Mustafa abi çıtaları yalasınlar diye dışarı bırakmış ve dediki arı kalmamış bizde, çıtalara arılar gitmedi. Hatta zayıf arıları gündüz yükleyip İstanbul'a götürdük dedi. Agustosun 16 da Mustafa abi arıları Gebze'ye pürene indirdi, eylülün 5 de filan arıları şurupladı ve ertesi hafta dediki arılar bitti. Arılar zaten Trakyada bitmişti, bazıları bitik arıyı birden 8-10 çıta arıydı filan demeye başlayanlar oldu ve peşinden de radar devreye girdi. Evet 8-10 çıta arıları bir şekilde öldürmek lazım ama nasıl, bunuda en iyi radar yaydıgı dalgalarla arıların önce yönlerini şaşırttı ve sonrada yönlerini şaşıran arılar kovanlara gelemediler ve söndüler. Blokeden sönerse arıcı hatası, onun için başka çareler üretildi ama yemezler. Aslında bu arılar Trakya'da bloke oldular ve nufus zinciri kopmuştu ve bu farkedilmedi. İstanbul'a götürülen zayıf arılara bir şey olmadı, çünkü onlar zayıftı ve zayıflar bloke olmaz. Bu arada arıların blokesi için geçen süre temmuz 10 dan eylül 20 arası ve arada arının tam sönebilecegi zaman var. Mustafa abi kovanlara çok bal bırakmakla ve boş çıta vermemekle arılarının sonunu hazırladı. Bir kişi arısını söndürmek için bunu yaparmı, arım daha iyi olsun diye yaptı ve bu sene Trakya'da bal gelmesi gereken zamandan sonra geldi ve tüm çıtaları bloke etti.
Resimdeki çıtalar yukardada belirttiğim gibi, Mugla milasa giderken yavruydu, geriye geldiğimde ve bakım yaptıgımda aradan geçen süre 14 gün ve işin garibi, bu yavrulu çıtalar 14 günden daha erken bloke oldular. Biz Muğlaya gittigimizde üç gün sonrası yagış başladı ve nektar akımı hız kesmişken bu bloke oldu, birde araya boş çıtalar girmeme ragman. Hatta o zaman bir kovana kat verdim diye haber yapmıştım, mevsim kat atma mevsimi degildi ama arı sıkışırsa çalışabilecek alanı olsun.
Bu resimleri büyüttükten sonra başka yere kopyalarsanız, yatık şekilde daha da tetaylı bakılabilir. Normalde yatık yükledim, site otomatik olarak dik yükledi, ebatları büyük oldugundandır heralde.
Blokedende kovan söndügünü bu sene tespit ettim. Burada bunları yazarken birilerini kötülemek veya küçümsemek için yazmadım. Aynı hatalara bir başkası düşmesin, ve olayın aslı bu ve başka yerlere olay çekilmesin. Ayrıca özellikle geçen seneki arılarımı koydugum yeri geçen hafta resimledim. Tam radarın karşısındayım ve benim burada ne arım terk etti nede söndü nede yönünü şaşırdı gizemli işleri bırakın. Aşagıda motorun durdugu yerde arıların duruyordu. Kapak üstüne koydugum taşlar bile hala orada. Radarda karşımızda. Zaten kendimde bir hata yaptıysam bunu tespit ettiğimde yazarım aman ben bu hataya düştüm siz düşmeyin diye. Zaten asıl paylaşılması gerekenlerde hatalar ve güzel sonuçlar degilmi. Her gün arılıktan resim yayınlamakmı. Yazılanların içine bir şeyler serpilmeli. Buda tecrübeyle alakalı bir şey. Muğla ve o yörede arıcı yokmu var, ben o bölgeye iki günlügüne gitmişim benim bakış açımla eski görüşleriniz birmiydi. Bizim bilim adamlarımızında arıcılıgı faal olarak yapmaları lazım, uzaktan kumandayla bu işlerden hayır gelmiyor.
Resmin sağ tarafındaki tepenin tepesinde radar var ve tam bu arılıgın karşısıdır.
Tam karşıdaki tepede radar var bizdede mesafesi en az 10 km filandır, belkide daha uzak. Ben geçen sene arımı yukardaki resimde görüldügü gibi buraya getirmiştim.Motorun oldugu yerden aşagıya uzayıp gitmişti.

Paylaşımın başındada dediğim gibi, bu konu pek bilinen bir konu degil, dolayısı ilede kitaplarda da yoktur. Kendi yaşadığım tecrübelerimden derlediklerimi yzdım. Belki ilerde birilerine faydam dokunur.
video

Bu filimi, filim sitesinde izlemiştiniz, ben bu kovan 6 çıtayken şıkıştırmayı kaldırıp 10 çıtaya çıkardım ve 14 gün sonrası aşagıdaki filimi çektim.

video
Ben uygulamalarımla son üç yılı çok şükür kovan söndürmeden kapadım. Bu sene dördüncü seneye girmek üzereyiz, bunları yazarken ben bu bölgece arı söndümedim derken bu bölgede arı sönmüyormu. Bölgede o kadar arı söndüren varki, şu anki sıgırlıkta arılarını kışlatan Cemalettin abi bu bölgede 2009 baharında 100 kovandan fazla söndürdü, Necdet abinin 30 kovandan fazla firesi var, İlhami abi 25 kovandan 5-6 kovanı kaldı, gene aynı köyden Sayim abi var 30 arı kovanından 3-4 arısı kaldı, gene Kargalı köyünden benim ustanın 50 kovandan kovanı kalmadı. Bunlar benim çevremde tanıdıgım kişilerin kayıpları.Ben bu kişilere hatalarını anlattıgım gibi arılıgımada bir zat götürüp uygulamaları gösteriyorum ki aradaki fark ve hatalar ortaya çıksın diye. Bunlar bizim milli servetimiz degilmi. Kim bu kişilere el uzattı, ben elimden geleni tanıdıklara yapmaya devam ediyorum. Lafla peynir gemisi yürümez diye bir laf vardı, sonuçta lafa degil yapılanlara bakılmalı.
Ayrıca benim tavsiyelerimden zarar görenlerde varsa lüfen bunu bildirsin.
Haberin kaynagı aşagıdaki linktedir.

11 Ekim 2009 Pazar

AÇIKLAMA


Son günlerin en çok sorulan sorularından birisi ise Mustafa Kabaoğlu abimizin arılarının ölme, yada terk sönme gibi bir sürü sorular soruluyordu.Sönen kovan sayısı öyle bir iki degil, 150 kovandan neredeyse geriye kovan kalmadı sayılır. Dün bir arkadaşımız bir sene bizdede böyle bir hastalık olmuştu deyince bu olayları benim görüşlerime göre aydınlatmam gerektigine karar verdim.

Biz bu sezon Mustafa hacamızla Şile ve Trakya'da birlikteydik. Trakyadaki hocamızın arılığında , tüm arıcıları sayarsak 7 arıcının arısı vardı. Hastalık olsaydı bu hepimizin arısı ölürdü, bende sönen yada terk eden kovan hiç yok, hatta bir anasız arım var hala anasız ve dün anayı kabul etmez ise bir daha götüremem diye götürdüğüm anayı gene kovana verdim, verdiğim bir önceki anaarıyı gene kesmiş. Hocamızın arılıgında 7 kişinin balları aynı sır tezgahında sırları alındı ve aynı makinada tüm ballar süzüldü. Bu sömler hastalıktan degil.

Sorun şudur, tüm balaların alınışında ben vardım, yanı kovanlardan alınacak çıtaları ben çektim. Ben kendi kovanlarımda yavru olmayan tüm çıtaları aldım, mustafa hoca ise yavruluları aldırmadı, polenlileri aldırmadı, birde fazladan bal bıraktı, kovandaki fazlalık çıtalarıda topladık. İşte sorun burda başaladı.

Hatırlarsanız ben ormanda bal geliyor diye iki üç haber yaptım Trakya dönüşüydü. Hatta bir çıtayı Muhteşem abiyle parmaklayıp tadına bakmıştık. Mustafa hocamızın kovanlarında zaten çok bal vardı, ormana bıraktı uzun bir süre kovanları kontrol etmedi. Polen olmadıgından ben kek vermeme rağmen yavru attıramadım. Tüm kovanlar yavruyu kesmişti polensizlikten, polen yok balda geliyor, tüm çıtalar balan bloke edildi, hatta birde bu süreçte Mustafa abi şurup verdi hepten çıtaları bloke edip yavruya kilitledi. Arıda uç uç ve ömür bitti, geridenn gelen olmayınca , terkler ve yağmalar başladı ve sonuç bu. Benim diplomam yok, benim görüşleriminde pek önemi olacagını düşünmüyorum ama genede yazayım dedim, belki bazıları ölüm nedeni aramak yerine bu durmlara düşmemek için ilerde önlem alır.

Sonuçta arınız varsa kesinlikle takip edeceksiniz, bakmadıgınızda bir sürü olumsuzluk oluyor, ben 10/10/09 tarihinde tüm kovanları sıradan geçtim, blokonin nedemek oldugunuda bir sonraki haberde daha detaylı resimlerle anlatacagım. Şimdilik bu detaylar yeter sanırım.

21 Eylül 2009 Pazartesi

ARI IRKLARIMIZI KİM KORUYACAK???


Son günlerin modası, ırklarımızı koruyalım. Buyrun koruyun diyorum, nasıl korunacaksa yada bu işler söylem ve laflan oluyorsa buyrun, buyrun. Irklarımızı koruyalım gitsin, ne kadar kolaymış gördünüz değimli?. Türkiye’de bir sistem var, Kafkas arısının ırkı korunmaya alınmış bozulup yok olmasın diye. Birde izole bölge verilmiş Kafkas arısının başarılı olabildiği bölgeye. Gelinen nokta bozulup yok olmasın denilen Kafkas her bölgenin arısıymış gibi, her bölgeye girmeye devam ediyor diğer ırkları duman etti. Ayrıca diğer ırkları bozdu. Genel tablo bu.

Yazılıp çizilenlere bakıyorsun, bazıları bizim buranın arısı dedikleri arılar ne kadar sizin eko tipimiz, yada bizim yerli denilen arıların ne kadarı Kafkas. Benim şahsi görüşüm tüm bölgelerimizdeki arılar, artık kafkasın aşırı melezleri konumuna gelindi. Bu durum kafkasın kariyerini de düşürmekte bunu gören yok. Sıcak iklimli bir yerde kış gelemediğinden, Kafkas arısı kış moduna girip kışı beklerken kovan sönmeleri olmakta. Bir çok yerde zaten Kafkas arısını yaşatmak sorun, baharda geliştirmek sorun, bunları zaten biliyoruz. Bu paragrafı sizin arınız ne kadar yerli veya kafkasın kaç versiyon melezi diyerek noktalayayım.

Ülkemizde bilim adamlarının demesine göre 5 farklı ırk ve ırkların eko tipleri yıllarca kendi kendilerine bu ülkede yaşamlarını devam ettirdiler. Bu durum yurdumuzu arıcılıkta gen kaynağı yaptı.Yıllarca bu ırklar doğal yaşamlarını sürdürürken, gen kaynaklarımıza bir şeyler olmaya başladı. Gezginci arıcılığın başlamasıyla ırklarımız çorbaya döndü. Her bölgeye Kafkas arıları girmeye başladı. Irklarımızı koruyanlımda nasıl?

Ben arıcılıkla ilgili bilim adamlarımızla ilgili bir şeyler yazdığımda herkes rahatsız oluyor. Neden rahatsız olduklarını da anlamış değilim. Yanlış hatırlamıyorsam 45 üniversitede arıcılık bölümümüz var. Bir sürü prof, doçent, yardımcı doçent….. sıralanıyor. Bunların bu unvanları niçin aldığını uzun süre düşündüm geldiğim nokta, unvan yükseldikçe maaş artsın. Bu kadar bilim adamından ortaya hiç mi bir şey çıkmaz, çıkmıyor işte. Allah için birkaç üniversitedeki kafa dengi hocalar bir araya gelip bir şeyler yapamaz mı? Birileri çıkıp ben şu araştırmaları yaptın, kılını yününü saydım, dilini ölçtüm de demesin ben yemiyorum. Ben somut bir şeyler görmek istiyorum kuru söylemlere de karnım tok. Çalışmalarınızda hangi ırk üzerinde çalışıp saflarını elimizde tutunuz, yada hangi ırlarımızı ne kadar saflaştırdınız. Lafa geldi mi bilimcisiniz ya hani prof, doçent… gibi, işe gelinince de bilimci olduğunuzu ayrıcada unvanlarınızı bir konuşturun, çenelerinizi değil.

Bilim adamlarının madem arıcılıkla alakalı unvanları varsa. Unvanlarına uygun işleride yapmaları lazım. Yabancı eserleri çevirip, papağan gibi bunları tekrar etmenin bir anlamı yok. Bakın yabancılar kendi ülkelerinde ıslah yapıyorlar, hibritler geliştiriyorlar, çevirsenize bunu da göreyim sizi. Islah yazı tercüme etmeye benzemiyor, unvanların konuşturulmasıyla uzun çalışma emek ve birikim gerektiriyor. Bilim adamıyım diyorsanız, unvanlarınızda olduğuna göre birikiminizde vardır diye düşünmekteyim, o zaman biraz emek verin elinizi taşın altına koyun. Kuru kuruya ırklarımız mahvoldu gibi şovlar yapmayın, ırkları yok olmasının altında bilim adamları vardır. Hangi ırkımızın safları elimizde veya ne tür damızlıklar üniversitelerimizde mevcut. Bunu arıcılar yapmayacak bilimciler yapmalı.

İlginç bir haber linki. Sıradan insanlar okuduğunda aaa ne kadarda güzel işler yapmışlar denebilir.

http://www.mardintarim.gov.tr/cocuk/haberdetay.asp?id=199&kategori=HABERLER
İl tarimdaki habere bir şeyler oldu çıkmıyor. Bahsettiğim olayı bir başka yerde haber olarak buldum.
http://www.habermardin.com/NewsDetail.Asp?NewsID=521&CatID=4&SubCatID=
Bu linklerdede başka bir haber olarak geçildi.
http://www.kenthaber.com/guneydogu-anadolu/mardin/Haber/Genel/Normal/2-bin-ana-ari-dagitilacak-/1321b954-440f-4ded-b6e3-a50a01e4b764

Türkiye’mizin tüm bölgelerinde aynı fotoğraf ve durum mevcut.Yukarıdaki linke bir göz attığımızda ne durumda olduğumuzu da görmüş olacağız. Haberi veren kurum bir ilin il tarım yetkilileri. Bunlar cahil kişiler değiller, belli, okullar okuyup oraların müdürü veya personeli olunuyor. Haber baştan sona yanlışlarla dolu.Haberin resimleri Kafkas anaarısı ve kafesleri. Resimlerin altına yazılanlardan ise şöyle bir anlam çıkartıyor. Kafkas arısının 2000 yumurta attığını lanse ediyor. Bu imkânsız, Kafkas arısı bu kadar hızlı bir arı değil. Türkiye’deki kafkasın söz sahibi Sayın Ahmet İnci’dir. Ahmet İnci’nin anaarı üretimi kitabının 124. sayfasına bakarsanız, Kafkas arısının günlük 1100 – 1500 yumurta attığını göreceksiniz. Tarım bakanlığının istatistiklerine baktığınızda gene durum değişmeyecektir.Zaten başka istatistiklerde de 1500 den fazla yumurta attığı yok. Gelelim asıl yanlışlığa, Mardin çok sıcak bir yer, Kafkas arısıda sıcakta çalışamaz, iki bin adet kafkas anaarısı getirilmiş. Bu yanlışlığa sebep olanlar arıcılar değil, devletin resmi bir kurumu, buyurun buradan yakın. İnşallah Kafkas arısını Suudi Arabistan da çalışırken görmek hepimize nasip olur. Bu Kafkas arısını bir hacı yapmadığımız kaldı zaten. Bu haberde görüldüğü gibi ırklarımız nasıl devlet kurumlarıyla korunduğunu görmüş olduk. Ülkemiz baştan sona Kafkas arısı oldu bizim bilimciler hala ırklarınızı koruyun der. Irk mı kaldı koruyalım.

Sonuç bölümüne gelecek olur isek. Ülkemizde arıcılık unvanlı bilim adamıyım diyen kişiler şimdiye kadar görevlerini yapmamışlardır. Bunu söylerken içlerinde 25-30 yılı dolduran en yüksek unvanlılarda dahil. Hiçbir ne teknik geliştirmişler nede ıslah yapıp sadece kendi arınıza sahip çıkın diyerek kendi görevlerinden feragat edip arıcıları sorumlu gibi göstermeye çalışmışlardır. En basit teknikleri konferanslarında anlatırken bu sonuçların Amerika’dan geldiğinin üstünü çizmişlerdir.Yani her şey yabancı kaynakların tercüme edilip bize sunulmasıyla tüm işlerimizi hallettik. Bilim adamlarımıza ne kadar minnet beslesek mi göstersek mi bilemiyorum. Birde yalaka yazı yazanlar var. Çok kıymetli ve değerli hocalarımız diye. Ne yaptılar da değerli ve kıymetli oldular bunu bence tartışmak lazım. Öyle değil mi hem bir şey yapmayıp birde değerli ve kıymetli olacaksın ne kadar garip bir durum. Ülkemizdeki 5 ırk bence şu an birisi hariç yok oldu. Sadece Kafkas arısının safı var. Bu yok oluşu önleyecek olanlarda bilim adamlarıydı, sağ olsunlar değerli ve kıymetli hocalarımız gerekeni yapıp ırkların ipini çektiler.


Yazının bana kalan kısmında bir şeyler yazmak gerekirse. Sanal alemle tanışıp arıcılık bilgilerimizi geleneklerden çağdaş arıcılığa geçirmeye çalışırken aldığımız yol bana göre süper. Ben dört sene öncesi sıradan bir gelenek arıcısıydım. İlk anaarı üretiminden başlayarak şu an geldiğim nokta ise küçümsenecek gibi değil. Elimde ise bu bölgenin gerçek ırkı karniol saf damızlıklarım var. Bu saf arılar içinde ileri geri konuşanlar bulunmakta. Saf denildiğinde buna bir şey ilave ederseniz yada çıkarırsanız ortada saf kalmaz. Bazıları Hibrit arıyla safı karıştırmasın. Hibrit arı üzerinde bir sürüyada dizi oynamalar yapılabilir, saf arı saf kalırsa saf olur. Dediğim gibi dört sene öncesi anaarı üretmesini bilmeyen ben şu an saf karniol üretme peşindeyim. Ayrıca ilk Ülkemizde yapılan suni anaarı dölleme cihazımız bitmek üzere. Ufak defek eksiklikleri kaldı.Yurt dışından gelen orijinaline çok yakın bir şey çıktı ortaya. İnşallah bu aletin ilerde seri üretimini de ülkemizde yaparız. Bu işleri durup dururken ve yatarken yapmadık hep mücadele ederek buraya kadar gelmiş bulunuyorum. Mücadelemizde henüz bitmedi.
Irklarımıza sahip çıkalım…… :::))))
Irk kaldıysa?

Gönderen ALİ TÜRK zaman: 11:40

7 yorum: Mehmet Gündoğdu dedi ki...
süperr bundan daha iyisi ifade edilemez konuşulacak da çook şey var bu konuda
gerçekten bizim bilim adamlarımız yazıyorlarda sonunda kaynaklar dış ülkelere dayanıyor eee onları biz zaten okuyoruz hangi kaynaktan olduğunu
bizim bilim adamları yapsalarda ülkemizde değilde başka bir ülkede yaparlar sanırım
benceşu durumda her bölge kendi arısıyla yol almaya devam etsin kimse ırkı ne olduğu anaları sağdan soldan alıpta arı ırklarınıda mahvetmesin yazık olur derim

16 Eylül 2009 Çarşamba 22:53
ALİ TÜRK dedi ki...
Mehmet abi her bölgenin kendi arısı kalmadı diyorum. Her tarafa kafklas arısı melezleri hakim, kim benim arı yerli derse boşuna,kim benim arım muğla derse yanılıyor, ülkemiz baştan sona kafklas arısının alt kademelerine büründü.

Aynı arılıkta anaarı üretip şu Mugla,şu yerli, şu kafkas, şuda karniol diyenler var.Şimdi bu arılıkta üretilenlere bir isim ver bakayım::))) Hiç birisininde kafkas kadar safı olmadığına göre hepsi, kafkas arısının himayesine girmek zorunda.

Olan oldu hocalarımızın projeleri vardır tüm ırkları kurtarır merak etmeyin.

17 Eylül 2009 Perşembe 08:40
ERZİNCANLI ARICI VECDİ dedi ki...
Ali bey,1994 yılında aydın da çalışıyordum.Bartın çimentonun bayii amca ile tanışmıştık.Duvarda asılı yazı dikkatimi çekti. DUYRU Yakalandıgı amansız enflensyon hastalığına yenik düşen veresiye ölmüştür.Dost akraba ve müşterilere duyurulur.Başımız sağolsun.Kafana takma herkes bildiğini okur.Hacı amcalar gelirken zemzem,tesbih,hurma yanında damızlık ana arı getirir, hacı ziyaretine gelenlere.Veresiye ile arıcılığı değiştirince ne kadar uygun düşüyor.Ah bu kafalar çiçekte kaybolan nektarın ve polinasyon sonucu tarımsal üretime yorsalar.Saglıcakla kalın.

17 Eylül 2009 Perşembe 16:21
PINARHİSARLI ARICI dedi ki...
Bu konudaki çalışmalarını ve verdiginiz mücadeleyi destekler ne gerekirse yanında oldugumuzu bilmeni isterim konuyu çok güzel anlatmış tamamen gercekleri ortaya koymuşsun
tebrikler kolaygelsin

17 Eylül 2009 Perşembe 18:56
UĞUR GÖK dedi ki...
Ellerine ağzın a sağlık abi.Ne güzel yazmışsın.Hem birşey yaptıkları yok hemde bilerek yada bilmeyerek kafkas reklamıyla arıcıları zehirliyorlar.
Sıkça söylediğin gibi abi bize giden ırk karniyol .Neden dersen bizzat denedim.Bende biliyosunuz 1 saf 3 F1 karniyol vardı toplam 20 kovan arım vardı. safdan 20kilo F1lerden yaklaşık 35 er kilo geri kalan 16 kovan yerli italyan vb. karışık tan ise 60 kilo bal aldım .Yani diğer kovan ortalaması 4 kilo fotoğraf makinası almadığım için belgeliyemedim .Kışı 4 çerçeve ruşette geçiren karniyol haziranda 3 kat ful arı oldu
karniyolu senden gördük Ali abi Allah razı olsun ve çalışmalarında inşaallah muvaffak olursun.

18 Eylül 2009 Cuma 00:43
Trakya dedi ki...
İlave edecek bir şey bulamadım bende yazsam bukadar yazarım İNŞALLAH bu yazıyı bilim adamlarımız okur da güzel ülkemiz için birşeyler yaparlar da yurt dışındaki arıcılara gıpta ile bakmayız vede onları örnek almayız bazen düşünüyorum da bu internet ortamı olmasa idi nerede olurduk osmanlıdan kalma tekniklerle devam ederdik kesin internet sayesinde gözümüz açıldı belkide sanal alemindeki arıcılara profesör ünvanı lazım onlardan çok bizler araştırıyoruz hakkımız değilmi eminim ki bu hızla giderse avrupayı sollar onlar bizi örnek almaya başlar tabiki ilerde bizim profesörlerde gurur duyar bizim arıcılığımız ne kadar ilerledi diye birde kitap basarlar yazmak istediğim çok şey var ama sen anlatmışsın ellerine sağlık kolay gelsin.

18 Eylül 2009 Cuma 00:57
ALİ TÜRK dedi ki...
Vecdi bi aynen dediğin gibi, arı ırklarımız aşırı melezleme hastalığına tutulup öldüler. Bilim adamları yazıp çizmeye devam etsinler bakalım. Birisini tanımıştık sanalda, 4 sene öncesi ıslah diyordu hala aynısını diyor. İşin ucundan tutulsaydı bir sene sonra ıslah biterdi. Daha çok seneler böyle geçip gidecek, bilim adamlarımızda bol bol projelerden bahsedecek arıcılarda yiyecek, başka şansları yok, birde konuşma sonrası alkışlayacaklar.

Mardin ilimizin ne kadar sıcak bir yer olduğunu oralarda yaşayanlar ve çalışanlar bilirler, bir arkadaşım dediki yazın gittim bir hafta dışarı çıkamadım sıcaktan, devamlı su içmeme ragmen idrarda gelmiyordu, içtiğim su ter olarak vücudumu terk ediyordu diyor. İl tarım İl özel idareyi yanıltıp o anaarıları getirtti oradaki arıcılara yazık oldu. O arılara umut bağlayan arıcılara üzülüyorum. Onlarda bilseler işin boyutlarını o anaarıları alıp kovanlarına koymazlardı beleş olsa bile.

Aliosman abi benim gerçekleri ortaya koymam önemli degil, gerçekleri arıcılar bile bile yanlış yapılıyor, bunlarında farkındayım.


Ugur Gök;Arıcılıkta şablon belli oldu. Bal alabilmek için 80 binlik kovanlara ihtiyaç var. Elimizdeki ırklarlan bunu yapamıyoruz neden diyecekler en büyük dertlerimizden birisi bazı ırklar gelişmiyor, bazısıda hemen oğula kaçıyor. Gelişmeyenleri onun için iki üç kovanı bir kovan yapıp bal alıp sonrada kovan başı istatistik veriliyor. Gelelim sonuç bölümüne, karniol arısı hem hızlı gelişiyor hemde oğul vermiyor, benim yazdıklarımı anlamayan sanırım yok, az bir aklı fikri olan anlar. Okadar detaylı yazıyorumki bazıları anlamıyor, o anlamayanlar ise ahmaklardır. Sen bal alabilmek için iki üç kovanı birleştirip estek köstek yapacaksın, bunları hiç uğraşmadan bir ırk sana sunacak ve sen bunu görmezlikten geleceksin. Onun için birisi demişki ahmakları kendi haline bırakın, onlar ilerde kendileri yanıldıklarını anlar. İşin garibi karniolu hiç tanımamış kullanmamış kişilerin buna karşı yazılar ve fikirler beyan etmesi.Önümüzdeki sene takkeler düşecek az kaldı. Öyle kitaptan arıcılık yapanları görecegiz, artık onlara güvende kalmamakta bunu görmeye başladık.

Şenol ne yaparsın be sen sağmısın.
Bize sanal alem çok şey verdi ve vermeyede devam ediyor. Yabancı sitelere bakıp hep hayranlıkla resimlerini incelerdik. İçimizden birisi yabancı ülkenin birisinde arıcılık yapmakta ve blok kurup resimlerin anlamlarınıda anlamaya başladık.

Biz emin olun o profesörum diyenleride egitmekteyiz. Hiç bir profesör bizim gibi arıyla yatıp arıyla kalkmıyor bu bilgileri nerden bulacaklardı. Bir kaç sene öncesi web sitelerine arı resimleri yabancı sitelerden alınırdı.Her şey o kadar kısıtlıydıki.
Bizim profesörlerimizin gururla işi olsaydı arıcılık adına bir şeyler yaparlardı, onu geçeceksin. Herkes günü nasıl kurtarırım nasıl sunum yapıp iş yapmış gözükürüm peşinde. Yiyenler yesin ben yemiyorum ve yemeyenlerin sayısı her geçen gün çoğalıyor. Bana bizim bilim adamlarımızın arıcılık adına verecegi bir şey yok. Bu yazıyı bitirmeden yayınlamadım. Taslak olarak kaydedeyim derken, yayınla butonuna basıldı, aslında bir iki paragraf daha yazacaktım ilave olarak, bahara çok var daha çok yazılar yazarız ömrümüz olursa. Sizde sağlıcakla kalınız.

19 Eylül 2009 Cumartesi 18:43

5 Ağustos 2009 Çarşamba

IRKLAR VE FARKLAR

Sanal alemde arıcılıga başlayalı yaklaşık 4 yıl oluyor. İlk başlarda yabancı sitelerdeki çok katlı kovanlara bakıp hep hayretle izledik. Neden böyle güçlü arılarla çalışıyorlardı, neden biz zayıf arılara mahkumduk, bir sürü soru işaretleri. Bu resimler Mehmet Yüksel'in blogundan alınmıştır.





Daha sonra ise Mehmet Yüksel'e tanıştık. Bize göre çok güçlü kovanlarla çalışıyordu. Ülkemize çok önemli bilgileri, hatta bir ülkenin arıcılık kültürünü aktardı diyebilirim. Bu kültür çok önemliydi, bilim adamlarımızın yapamadıgını onun sayesinde çözdük. Bilim adamı der bahar balı alamıyoruz, neden alamıyoruz, arıza nerede çözüm yok sadece kuru söylem vardır bizim bilimcilerde. Bilimcilerimiz yılar öncesinde kalmış teknikleri hala yeniymiş gibi arıcılara gazlar, derki iki kovan arınız varsa yüksek verim alabilmek için birisini köstekle. Yıllardır 80 binlik nufuslu kovanlar oluşturmaya çalıştık. Yav hadi biz gidip yurt dışını göremiyoruz, bilimciler bir yolunu bulup devlettende harcırah alıp,beleşe bir çok toplantılara, kongrelere katılır. Bunlar hiçmi kafa yormadılar hiçmi düşünmediler bu arılar nasıl bu güçte her mevsim durabiliyor diye. Resimdeki arılar şu ana kadar üç kez sagım geçirdi, hala 20 çıtadalar. Böyle arılarımız olsa ne kaybederiz, olaya birde bu açıdan bakın, hiç bir şey yapmıyorsunuz, son hasattan sonra varrova mücadelesi ve 1-2 ay kış arıları için kekleniyor sonrasında ne kadar ihtiyacı varsa eylülde yükle bir daha bahara kadar kovanlara el sürme olay bu.




Birde bizim ameleliklere bir bakalım. Yav yıl boyu 12 ay, arıyla ugraşıp duruyoruz ondan al ötekine ver, birde bu hamballıklar yapılırken biz en iyisini yaparız havaları var. Ortada bu görüntüler varken hala bu iş olmaz diyenler var. Hem 80 binlik kovan oluşturmaya çalış çabala sonrada sağ elinle sol kulagı arkadan tutmaya uğraş dur.
Tekrar başlıktaki konuya dönecek olursak arıcılıkta ırk çok önemli. Bahar balını kaçırmamızdaki en büyük neden kafkas arısıyla çalışmamızdan kaynaklanıyor. Daha önce bu konuyu yazdım. Kafkasın Türkiyedeki söz sahibi, Ahmet İnci diyorki bu arı yaz ortasında nufusunu doruga çıkarır. Bahar gelip geçmiş bizim arımız yaz ortasında nufus dorukta. Bu linkte Ahmet incinin kitabından bölümler yayınladım kaçıranlar tekrar okuyabilir. Kafkas kötümü ıslah edildiginde neler yapıyor onuda yazdım aşagıda.



http://bengittim.blogspot.com/2009/06/hwsap-kitap-isleri-ve-irklarin-farklari.html




Bu karniyol arısı ülkemiz arıcılıgını yukarlara taşıyacaktır. Arı hiç desteksiz devamlı 20 çıta üstünde duruyor. Hatta Mehmet Yüksel bazı kovanlardan bölme yaptı. Yazın en düşük 20, nektar zamanları 40 çıtaya çıkabilen bir arı oğul egilimide sıfıra yakın. Ülkemizde öyle güzel bir iklim varki, şubatta başlayan bahar, temmuz ayı gelmesine ragmen baharı zor bitiririz ülke olarak.Böyle bir iklimde neden yavaş gelişen arı tercih edilir anlamak mümkün degil. Bunu savunanların çoguda karniyolu bilmeden kötülemekte, avrupanın kısacık ikliminde bahar balını kaçırmayan arı bizde çok bilenlere göre en kötü arıdır. Ülkemizde her türlü anaarı üretilmekte. Hiç birisine ses çıkarmayanlar karniyol arısı denilince neden deli olur anlayamıyorum.



Ülkemizde ülkemizin arısı olmayan italyan arısı bayagı yaygın kimseden ses yok. Papaz arısı üretmek imkansız herkes papaz arısı üretiyor, onlarada kimse gıkını çıkaramıyor. Pazaz yada diger adı buckfast arısı, üretebilmek için ya izole bölge yada süni dölleme gerekiyor. Bu ikiside yeterli degil, papaz hangi ırkları sırayla nasıl karıştırdı onlarıda bilmek lazım. Bunlar imkansız ama bizde bucfakst arısı üretilir. Kafkas zaten milli arı, bizden başka hangi milletler safını yada F1 kullanıyor bilmiyorum. Kafkasın Amerika dört hat hibritini üretmiş %200 verim artışı sağlıyor. Bizde ise tüm ırklar ya melez yada saf işlenmemiş olarak kullanılmaktadır.Karniyol arısı bu ülkenin temel 5 ırk arısıdan biridir. Bu arıya niçin karşı çıkılmakta, yada karşı çıkanlar nasıl kıvıracak onu merak etmekteyim.


Toplam üç hasat geçirmiş karniyol arılarının gücü. Hala 20 çıtadalar, ve 20 çıtadan geriye düşmesinler diye şu an kek verildi bu güçteki arılara. Biz arıcılık yaparken ezberlerimizden kurtulamıyoruz, kendimize ya reset atacagız yada gidip format attıracagız. Bunları yapmıyorsan babadan kalmna usulle, gelenek arıcılıgımıza devam. Bu arıların bu güçte kalmasındaki en büyük etken başta ırk, ikincisi ise 20 çıta yavru faliyetine bırakılıyor. Kuluçkalığı 10 çıta ve üstüne ızgara koyun bu arı bu gücü yakalayamaz. Bu sene ben bunu denedim. Bu çok önemli bir detaymış, 20 çıtalık bir alan arıların yavrulama faliyetine bırakılmalı. Bizdeki gelenek arıcılıgına göre kullanın karniyolu, 30 çıtaya çıkması imkansız, kesinlikle detayların atlanmaması lazım.


"Dünyaca tanınan önemli hibridler
Sterline : 1949´da ABD´de üretilmiştir. İtalyan arısının dört hat hibrididir.




Midnite : 1957´de ABD´de üretilmiştir. Kafkas soyunun dört hat hibrididir. Saf hat ebeveynlere göre % 130 - 200 daha verimlidir.




Buckfast : Br. Adam´ın İngiltere´de geliştirdiği bir hibriddir. Buckfast ana X Anadolu baba hırçın ve hareketli, Anadolu ana X Buckfast baba sakin ve uysaldır. Buckfast hibridi ebeveynlere göre % 128 - 151 daha verimli bulunmuştur."(bu bölümü aşagıdaki tarım bakanlıgı linkinden aldım)







Bakın burada isminbi belkide yeni duydugumuz önemli hibrit arılar var. Adamlar kafkasın 1957 yılında kullanma hibritini üretmişler, safına göre verimine bir bakın,%130-200 daha verimli. Bu arının adı ise MİDNİTE.


Bir başka hibrit ise Buckfast denilen papaz arısı. Tarife bakıyoruz, ana belli baba belli birde bunları karıştırıp suni dölleme yaparak üretiyorlar. Verimliliği bu arıların saflarına göre%128-151 daha yüksekmiş.



Birinci sırada ise italyan arısının hibriti var. Adı STERLİNE, ilk sırada oldugun göre verimliliği tartışmanın anlamı yok.



Anlatmak istediğim arı ırklarının üzerinde çalışılmalı, çalışılmadıgında gerekli performans olmuyor. Hibrit arılar üretmek için neler gerekiyor konunun başını bir okuyun.






Bu konuda daha detaylı bilgi isteyen varsa bu linten okuyabilir.




http://www.tarim.gov.tr/uretim/Aricilik,Ana_Ari_Yetistiricilik.html





Karniyol arısının üzerinde 1930 yılından beri çalışılıyor. Gelen damızlıkların kimliklerinde bir sürü şey yazıyor, anlamasakta bir çok kayıt var. Bu arı 20 çıta kuluçkalık verdiğinizde devamlı 80 bin nufuslu yaşayabiliyor. Hemde oğul riski çok az olarak. Biz yıllardır niye ugraşıyorduk, 80 bin nufuslu kovanlar oluşturmak için degilmi. Alın size bir arı, kendi kendine sizin uğraştıgınızı sağlıyor size. Karniyolun en büyük özelliklerinden biri ise bal akımında ilk depolamayı ilaveye yapması kendisini bloke etmemesine neden oluyor. Arı kendisini kilitleyip yavrudan düşmüyor yani. Ballık doldugunda önlem alınmazsa bu arıda kuluçkalıgı bloke eder.



Bu yapmış oldugum tabloyu daha önce paylaşmıştım kimseden tık çıkmadı. Bu arı üç haftada 42 bin yumurta atıyor. Arı ömrünü 40 gün yada 6 hafta dediğimizde bu arı devamlı 80 bin üzeri nufusu devam ettiriyor. Kafkasla kıyaslandıgında felaket bir fark çıkıyor. Bu hesaplama günlük en yüksek yumurta düzeyi alınarak yapılmış tabloda bana aittir. Neden en yüksek düzeyi aldım dersem, kafkasın daha düşük verisi hepten perişan. Karniyol arısı 4 ay içerisinde 252 bin yavru yaparken, kafkas arısı 189 bin yavru yapıyor. Aradaki fark ise 63 bin arı demek. Bu ise 16 çıta arı demektir.
Memleketimizde binlerce kovan bu mevcuda hiç ulaşmadan kışa girip her sene olaylar tekrar edip durmakta.

Kafkas arısına bakacak olursak zaten günlük yumurta atışı 1500 doruk noktadır. Birde en ufak bal akımlarında balı ilk depoladıgı yer yavru civarı yani kuluçkalık olunca zaten düşük olan yavru kapasitesini kendisi kilitleyen bir ırk. Ülkemizdeki nektar akımına, yada gezginci arıcılık için uygun bir arı degil. Sabit arıcılıkta belki düşünülebilir. Nektardan nektara geçişlerde devamlı destek yapacaksın, sonbaharda yaşatmak için destek lazım, baharda geliştirmek için destek yapacaksın, tam bizim bilim adamlarımıza göre bir arı. Hızlı arılar onlara yakışmaz. Kafkas arısını siz devamlı çalıştırmaya çalışacaksınız, karniyol arısı ise sizi çalıştıracak.
İnşallah bu tablo destekçi ve köstekçilerin işine yarar. Bu arada Mehmet Yüksel bir sürü söylem öğretti bize, kim kıvırıp söylemleri başka kelimelerle izah ederse etsin. Başta kış arıları, erkek arı çıtasıyla doğal varroa mücadelesi, organik asitlerin kullamnımı, yazın arıya kek vermek, kışın arıya hiç bir şey vermemek, tüm işlerin sonbahardan önce bitirilmesi gibi bir sürü yenilik Mehmet sayesinde kazanıldı. Aslında en önemlisi yazı biterken aklıma geldi işlediğimiz 80 binlik kovanlar, desteksiz kösteksiz 80 binlik arılı kovan mevcudu. İnşallah her geçen gün lehimize devam ediyor. Bize yardımcı olanlardan Allah razı olsun. Keşke bir kaç tane daha Mehmet Yüksel olsaydı, malisef yok.

21 Şubat 2009 Cumartesi

İNVER ŞURUP VE SÖYLENENLER

KÜTÜK ÖPSÜN HEPİNİZİ

Sanal arıcılığın en önemli gündemlerinden birisi çoktan beri invert şuruptur. Bu öyle bir konu ki, anlayanında, anlamayanında, kullananın da, kullanmayanında bilmiş bilmiş yazılar yazdığı bir şey işte. Konu o kadar çekici ki sormayın, piyasadan silinip gidenlerin bile gündeme gelebilmek için toplantılar yapıp koltuk yapmaya çalıştığı invert ne meşhur şeymiş. Konunun merkezinde de iki tane Ali var, Ali’lerden biri Şekerli, birisi ise çok acılı gelebilir aman dikkat::)). İnvert şurupla alakalı yazılan bir bilimsel yazılımımız maalesef yok. Düşünün ne halde olduğumuzu dünya kadarda bilim adamımız vardı aslında. Bu konuyu maddeleyip yazılar yazmak daha iyi olacak sanırım.

İnvert şurupla sanki bal ürettiğim izlenimi çıktı.
İnvert şurupla beslenmiş ve kışı çıkarmış kütük yok sayıldı.
İnvert şurupla alakalı şüphelerin hiç biri şu an kanıtlanmış değil.
İnvert şurup hmf değerleri ve son halimize göz atış.
Sonuç.

Şimdi öyle bir yere gelindi ki, nerede üçkâğıtçı ve hileci varsa bir araya gelip invert şurup üreterek bunu bala dönüştürüyor. Ayrıca bu invert şuruptan üretilen balların hem hmf si yüksek hem de kalitesiz bal oldular. Hiçbir üçkâğıtçı bu şekilde bal üretmeye kalkmaz bunu belirteyim, üçkâğıtçıların zekâları bu konuda iyidir. Kalitesiz yada seksiyon ballarının nasıl yapıldığını duyuyoruz yada okuyoruz. Seksiyon balları için çöpe atılan değeri 1 liranın altında satılan çöp şekerlerden, kar gibi petek ballar üretilip ayrıca bu ballar petekli olarak piyasaya sürülmektedir. Merdiven altı imalatı dediğimiz ballar ise zaten arı görmeyip atölyelerde ticari glikoz litre veya kilosu 80 kuruş olan malzemelerden yapılmaktadır.

İnvert şurupla beslenip bahara çıkarılmış bir kütük gözlem kovanı yok sayılmıştır. Hiç bir kimsenin elinde bu tür bir bilgi olduğunu zannetmiyorum. Çünkü ülkemizdeki üniversiteler ve bilim adamlarımız yurt dışındaki deneyleri tekrar edip, gene yurt dışı kaynaklarını tercüme ederekten arıcılık hayatlarını sürdürmektedirler. Ortada bir veri var, kış boyu invertle beslenen arıların ne durumda olduğu da ortadadır. Bu kovanı balla bile beslemiş olsaydım bazı sorunlar yaşaması kaçınılmazdı. Balla beslenen arılar zamanla bağırsaklarında biriken polen kalıntılarından kurtulmak için kış günü dışkı lamaya çıkıp soğuktan öleceklerdi. İnvert şurup verdiğimden dolayı bu hadise olmadı nedeni de verilen invert şurup tamamıyla enerjiye dönüşmüştür. İnvert şurubun en büyük avantajlarından birisi ise uzun süre beklediğinde bozulmamasıdır. Normal şurup verdiğiniz arı bunu çekemediğinde üç gün sonrası ekşiyip arının sağlığını bozacaktır.

İnvert şurupla alakalı konuşulan olumsuzlukların daha kesin kanıtları yoktur ve hepside varsayımdır. Olaylara bir başka açıdan bakıldığında çok değişik şeyler düşünebilirsiniz. Bizim ülkemizde insanların sağlıkları o kadar önemli değildir. Bunu herkes biliyor. Fakat Avrupa da bu böyle değildir. Avrupalı halkına öyle kalitesiz ve tehlikeli yiyecek yedirmez yedirilmesine de asla izin vermiyor. Bunları nerden anlıyoruz yaptıkları ithalat ve kendi üretimlerindeki titizlik ve bu titizliğe uymayanlara verdikleri cezalardan. Hele konu arıcılık olunca sizin üretmiş olduğunuz bir ürünün kovanlardaki arılara verilmesi aşamasında ruhsatınız bir işe yaramıyor. Bu arılara kullanılacak ürün her ne olursa, götürüyorsunuz üniversite onayladıktan sonra kovanlarınızdaki arılara verilmesi serbest olmuş oluyor. Avrupa bu invert şurupları madem sakıncalı ve halkına da zararlı niye bunlara izin veriyor ki. Bir başka konu invert şurubun arı ölümlerine nedene olduğu yönünde. Asıl arı ölümleri Amerika da olmuştur, Avrupa da koloni terk ve sönmeleri olmamıştır bunları birbirine karıştırmamak lazım. Bu konularda yazı yazanları elinde bir delil ve belge yoktur. Dönüp dolaşıp Ali Şekerli’ nin yazdıklarından anlam ve mana çıkarıp yazılar yazılmaktadır.

Şimdi yeniden invert şurup ve hmf değerlerine dönecek olursak. Bu konuyu gündeme taşıyanların derdi kek ve arı yemi satamadıklarından kaynaklandığını sanıyorum. Bu hmf nedir ve ne kadarı zararlıdır bunun ölçeğini yazı yazanlarda bilmiyor. İnvert şurup yapımında benin anladığım ise 117 derece sınırı şudur, 120 dereceden sonra şeker karamelleşmeye başlar ve karamelleşen şekerde arı sağlığını bozar, onun için 117 derece sınırı getirilmiş ki şeker karamelleşmesin ve sağlıklı kalsın diye. Bu hmf değerlerine bu kadar önem verenlerin hepsine bazı sorular sormak istiyorum. Bemvari usulü bal eritiriz hepimiz. Balın erimesi gereken nokta ise 45 derece olması gerekmekte. Benvari usulünde erittiğiniz balın derecesine hiç baktınız mı? Bir bakın bir zahmet 90 la 100 dereceleri göreceksiniz. Ben Gebze de arıcılık yapıyorum. Bu ilçede beklide yüzden fazla arıcı vardır. Bu yüz kişilik arıcı topluluğunun içinde bir bizim Kadir beyde var balı kontrollü eritme aleti. Bu sene ikinci sinide ben temin ettim. Nerede bizim çok bilmiş arıcılarımız bunlara bir cevap verin bakalım sizin kaçınızda bu alet var bu yazıları yazarken hani hmf yükseltmiyordunuz ya. Ben birlikte kasıtlı çekip yayınladığım antibiyotik resminden dolayı arşivlerden antibiyotikli keklerim bulunup linkler atılmıştı. Daha bir kaç gün öncesi hem de üniversite okumuş biri birde hoca lakaplı, sıradan ilaçları dizip yayınladı, bunlarda yetmedi iğrenç bir bidonla şurup verildi kimsenin gıkı çıkmadı, bana gelince mi milletin gözü açılıyor. Dünyayı dolaşan motorlu arıcının çektiği el arabası resmimize üzülürken birde iğrenç bidonlu şurup verilme resmini kendimiz dünya basınına verdik gitti. Bir ülkede arıcılığı gel bir sabote et denilse birine ancak bu kadar rezillik yapılabilirdi. Evet şimdi bu hmf le alakalı yazı yazanlar açıklasın bakalım kaçında ısı kontrollü bal eritme kazanı var. Öyle işkembeden atmak yok.

Sonuç bölümün gelecek olursak. Şu ana kadar yazılan olumsuz yazıların bir kanıtı yoktur. Ayrıca delil gibi gösterilen bilgiler çarpıtılıp arıcılara sunulmuştur. Bunların içerikleri önümüzdeki günlerde karşınıza gelecektir. Bu iş aynı ıslah işlerine döndü. Amerika ve Avrupa ıslah yaparken bize de derki aman arılarınıza sahip olun. Yani yerinizde sayın ve arıcılığınızı geliştirmeyin vardır bunun altında. Aynı konu bu sefer İnvert şurupta yaşanıyor. Aman ha arılarınıza İnvert şurup vermeyin diyenler batının uşaklığını yapıyor. Batılı bilim adamları inverti güya kötülerken Amerika ve Almanya da arılıklara tankerlerle, neden İnvert şurup sevkıyatı yapılıyor, bunu hiç kendinize sordunuz mu?. Herkeste burada oturmuş bunları yiyor ve ahkam kesiyor. Bizdeki bilim adamları zaten görevlerini yapsalardı şimdi buralarda olmayacaktık. Geçenlerde ünlülerinden birisi 14 derecede arıları felç etti ve kimseden gene ses çıkmadı, gene bir başka bir konuyu anlatı ve dedi ki Amerika dan gelen sonuçlar bunlardır dedi. Siz bu bilim adamlarımızdan daha ne bekliyorsunuz ki. Ayrıca bu bilim adamımız inverte karşıda çıkamıyor olumluda bakamıyor dışardan bir sonuçlar gelsin diye bekliyordur herhalde. İnvert şurup arıcılar için çok büyük kolaylıktır, kim ne derse desin. Daha bu iş çok su götürür, diyeceklerim şimdilik bu kadar değil ama son söz olarak kütük sizi öpsün diyorum.
Not:Bu yazının içinden yeni açıklayıcı yazılarım olacak, çünkü bazı şeyleri açamadım.

Gönderen ALİ TÜRK zaman: 08:33


16 yorum:
yusuf şimşak dedi ki...
SLM...Ali abi eline sağlık.Kurtlarını yine dökmüşsün.Sen yazdıkça bana da bir güven geliyor.Tabii kütüğü de unutmuyoruz.Atı alan Üsküdar'ı geçiyor,bazıları da tren bekliyor.Ne yapalım ,bakarsın geliverir hee.Yalnız bir de şunun altına invert tarifi eklesen diyorum.
13 Şubat 2009 Cuma 10:34
Şevket dedi ki...
Kağıttan bilim adamlığı ile bu gün geldiğimiz nokta kovan başına üretim miktarına bakarak anlaşılmaktadır.Bilim adına tercüme yapanların çalışmaları sahaya inmemiş ve ülke ekonomisinede verimlilik katmamıştır.Öz kaynaklara dayanmış Saha çalışması ve ıslah çalışmasına örnek olarak ne ürettiklerini ortaya koyamadan bilim adamlarımız KONUŞMAMALIDIRLAR.Ülkemize has ne kadar ayrı tip genetik özelliklerde arı tespitini yapamamış Bir ülke olarak bilgisi yabancı tercümeler ve yabancı finansal kaynaklı araştırmalardan çıkan ve neticelerininde ne kadar ülke ekonomisine katkı sağlayacağı tartışma konusudur.Bilim adamlarımızla ileri bir noktaya gelemediğimiz kovan başına düşen verime bakarak görmekteyiz.Bu konu da;her konuda olduğu gibi ülkenin sahipsizliğinine ve organize edilmemesine bir örnektir.Bu nedenle Sayın Mehmet Yükselin Almanya arıcılık uygulamalarıyla Türkiyeye tuttuğu ışık sayesinde Ülkemiz arıcılarından modern anlamda arıcılık,köhnemiş bilgilerden kurtulma ve verimlilik ilkesine dayanan talep ve araştırma istekleri sahadan gelmektedir.Bu noktada oluşan sancıda dünya modern arıcılığından geride kalmış birşeyler yapamamış ama yapma isteğinde ki bilim adamlarından gelmektedir.Ayrıca kökü dışarda bazı bilim adamlarımıza da ayrıca dikkat etmek gerektiği düşüncesindeyim.Çalışmaları Denetlenmelidir.oktar babuna olayı unutulmamalıdır.Sayın Ali bey yaptığınız birçok denemeden çoğu başarılı olmuş veya kimi hüsranla sonuçlanmış olsada sizin yaptığınız saha çalışması ve bilgi paylaşımı biz arıcılık sevgisine sahip insanlar tarafından takdirle ve ilgiyle karşılanmaktadır.Yaptıklarınızı aşama aşama dökümante ederseniz belki bazı bilim adamlarımızada kaynak teşkil edebilir.Sizin yaptığınız bu ve bunun gibi çalışmaları ve saygıdeğer bilim topluluğumuzdan da sahaya ve Ülke ekonomisine katkı olarak dönen çalışmalarını bekliyoruz. Arıcılık adına bu konuda herkesin yaptıklarını bu platformda gerekli medeniyet anlayışıyla ortaya koymaya devam etmelidir. Yaptıklarınız ve yapacaklarımız çalışmaların sonuçları na bakarak değerlendirmelidir.Herşey Ülke arıcılığının İlerlemesi içindir. Saygılarımla Elektrik Müh.Şevket Bayındır.
13 Şubat 2009 Cuma 11:58
Hüseyin ALTINTAŞ dedi ki...
SELAMÜNALEYKÜMSAYIN ALİ TÜRK"MEYVE VEREN AĞAÇ TAŞLANIR"KENDİNE İYİ BAKALLAH'A EMANET OL
13 Şubat 2009 Cuma 14:47
ToPRaK_43 dedi ki...
Kütahya ili emet ilçesinde oturmaktayım, abimden kalan kovanlara bakabilmek için bimecburi arıcılık öğrendim , henüz öğrenci aşamasındayım ve sizlerin bloglarındanda çok faydalanmaktayım.. ellerinize sağlık..Yapılan işlemler başkalarının menfaatlerini baltalamakla eşdeğer olduğu için mümkün olduğunca rakip durumdasınız :) Tam olarak bilmesemde dünya bor madeni rezervinde %70 türkiyede ve türkiye rezervinin %70 gibiside emettedir.. Yıllardır rağbet gören bu madenimiz şimdilerde içeriğinde şöyle madde var gibisinden uçuk kaçık yaklaşımlarla değeri düşürülmektedir , ilerleyen zamanlarda özelleşirde o zatı muhtemlerin eline geçicek olursa ki olması muhtemel dahilinde sanırım o zamandan sonra ya bi laboratuvar dosyasında karışıklık olmuş aslında çok değerliymiş diye nitelendirilebilir yani bir nevi elegeçirme politikası .....Abim siz bir laborant arılığınız labratuvar dolayısıyla yaptığınız işlemlerin cevabını arılarınız en güzel şekilde vermektedir, yapılanlarda memnun olmalılarki herbiri turbo takmışlar gibi maşşaaallahhhh...bereketiniz bol olsun... Mehmet
13 Şubat 2009 Cuma 15:16
ALİ TÜRK dedi ki...
Ysuf kurt filan döktüğümüz yok, bureada gerçekleri yazmaya çalışıyorum. Ayrı bir yazıda bu invertin balın kalitesini ne kadar düşürüp hmf sinide ne kadar yükselmişim onu paylaşacam. Tarifler yeterli , asıl bu invert hmf yi yükseltiyor diyenler 100 derecede bal eritmekteler şimdilik kimseden ses yok.Şevket kardeşim malisef bilim adamlarımız yetersiz. bak ıslahçı biri şurup işlerine başladı. Birde konuları çarpıtarak, bizim konumuz invert şurupla arıların beslenmesi, adam Konya Selçuk ünüversitesinin bir invertle bal yapma araştırmasının bazı bölümlerini alıp arıcılarla paylaşıp olayı çarpıtmıştır. Bizim konumuz arıların invert şurupla beslenmesiydi,karşısı sırf invert şurup kullanılarak üretilmiş balı örnek göstermektedir. Ayrıca ünüversitenin o konudaki makalesinin tamamını degil belli yerlerinden istediklerini cıbızlayı altınada kendi görüşlerini yazmıştır. Madem çok paylaşımcı makalenin tamamını tercüme edip görüş belirtmeden yayınlasın bakalım. Bizim en büyük eksikliklerimizin biride bilim adamlarımızın saha çalışmamalarının çok az olmasıdır.Yaptığım işler bazılarının işine gelmeyebilir ama yaptıklarım arıcıların menfaatine olan şeylerdir bunuda bir başka yazıda yazmalıyım, bazıları reklamla haberi karıştırmaya başladı çünkü. Şevket Mehmet Yüksel konusunda çok haklısn, Ülkemize çok faydaları olmuştur, fakat onu sahada tutabilmek için doktorumla bayagı bir ugraş vermiştik şimdi sorun yok::))Hüseyin taşlanmadan korkum yok isteyen istedigi kadar taş atabilir ama konuları çarpıtmamak lazım. Bize sataşanların derdi bazılarının çıkarlarına çomak sokulmuştur, bazılarıda yav bizde varız diye bizim görüşlerimize karşı çıkılmaktadır. Sonuçta bu işler bende bu işte varım demekle olmuyor, insanların icraatına bakıyor.Toprak kardeşim bizde arıcılığı öğrenmeye devam ediyoruz. hayat doğuştan mezara ilim öğrenmektir.Çalışmalarıma devam edeceğim bu sene çok zor işleri kafaya koydum sırası geldikçe hep paylaşılacak. Yaptıkarım inşallah ülkemizin arıcılığına örnekler olur diye umuyorum.
13 Şubat 2009 Cuma 19:28
Mehmet Gündoğdu dedi ki...
eline sağlık baya uzun yazmışsın erinmeden okudum uzun yazıları pek okumam işin aslı arıcı yemini kekini invertini bence kendi yapmalı bunları parayla almaya kalksa ekonomik olmaz inşallah bu işde yrine oyurur bir gün
13 Şubat 2009 Cuma 20:21
ERZİNCANLI ARICI VECDİ dedi ki...
Bu kışın invert şurubun Ali bey 'in kara kovannında arınını kış boyunca gelişmesini ilgiyle izledim.Evde yapıllan invert şurubun arıyı öldüreceği,bal yaparsa HMF oranı artarsa insanlara kötü etki yapacağı yazıldı.Bildiğim kadarıyla invert şurubu Konya şeker fabrikası üretmekte.İNVERT ŞURUBU pazarlayanlar evde yapılan invert şuruba HMF artar diye kasırga yarayıldı.Fırtınanın adı İNVERT KARI.Şitdeti belli değil devamlı artıyor.Ali Osman agbeyin yaptıgı varroa için kovan taban tahtasının arıcılardan nemalananlar içinde daha büyük ebatta olanını yapmak lazım.inanıyorumki arıcılar bilinlendikçe sırtımızaki yük azalacaktır.gül dikensiz olmaz yola devam.
13 Şubat 2009 Cuma 20:22
Acemi arıcı dedi ki...
Merhaba Ali Abi,İnvert tartışmasını millet çok uzattı. Siz gönüllü kullanıyorsunuz. Kimseye de zorla kullandırmıyorsunuz. Ama nedense invert karşıtı olanlar sadece kendi fikirlerini açıklamıyorlar. Kullananları da suçluyorlar bazen daha da ileri giderek küçümsüyorlar. Acaba böyle bir hakkı nereden alıyorlar sormak isterim. Anladığım kadarıyla dünyada bile tartışmalı bir konuyu nasıl olup da ve hangi araştırma sonuçlarına göre karara bağlıyorlar. Bilimsel konularda yapılan araştırma sonuçlarına göre konuşulur. Karşı çıkanlar lütfen açıklasınlar hangi araştırma sonuçlara göre konuşuyorlar. İnvert konusunda bilgi aktaran biyoloji bölümü öğrencisi olunca insan anlıyor işin ciddiyetini, O öğrenci işçi arıyla erkek arıyı fark edemiyor olabilir.Sayın abi ne kadar haklısın bilim adamı öğrenci ve ondan arıcılar olarak medet umuyoruz. Bilim adamı yokk yok.Ne diyeyim Allah bizi affetsin.
13 Şubat 2009 Cuma 23:02
ALİ TÜRK dedi ki...
Mehmet abi bende uzun yazılardan nefret ederim ama konuyu anlatabilmek için bunları yazmam lazımdı. Ayrıca yazının içinden bazı konuları alıp tekrar o konuyu yazacam. Fakat inverte karşı çıkanlar biraz daha çıksınlar bakalım.Vecdi abi bak kimseden ses çıkımıyor. Konu sadece çıkar ve bende bilirim olacak ama bir kaç gün içinde herkes gereken cevapları alacaktır merak etme.Hmf nin artıgı filan yok, bunu ayrı olarak yazacam ve gene herkesin görüşünü alacagım bakalım nasıl yükseliyor.Vecdi abi arıcıların üstündeki asalaklar için tasarlamış oldugun kovanı çok merak ettim, modeli nasıldı:::))Hasbi ortalıgı sulandırma. Senin yorumu kaldırıyorum.Şükrü hocam ilk yorumların biride galiba atı alan üsküdarı geçti diye bir yorum var.Paylaşımcılarla şovmenlerin kimler oldugu her geçen gün dahada ortaya çıkmaya devam etmektedir.Birşeyler biliyorum havasıyla kenarda bekleyip ara sıra ortaya çıkanların hali bir başka oluyor.Birisi bana ne dese iyi biliyormusun, siz hurdacıdaki ağaçların reklamını yapıyorsunuzya. Ben haber yaparken ilk önce arıcının bir mamülü ucuza temin etmesini sağlamaya çalışıyorum. Bak bir ballık veya kat dedigimiz parça 4 liraya mal oluyor, hazırı 20 liraya. Bu konudada en hesaplı yemi arıcı kendisi yapıyor ve bunu bazılarına anlatamadık.Ama paylaşımlarımız yılmadan devam edecektir bu artislik yapanlar yapsınlar bakalım.Artislik yaptıları müdettçe küçülmeye devam edeceklerdir.
13 Şubat 2009 Cuma 23:42
Mustafa Soylu dedi ki...
Gecenin bu saatinde bir yorum da ben yazayım dedim. Yeniliklere kapalı bir toplum olmamız için bu güne kadar çok uğraş vermişler. Hele yeni olan şeylerden nemalanamıyorlarsa bu savaş daha güçlü olmuş bu güne kadar. Ben amatör bir arıcı olarak sizlerden çok şey öğrendim ve uygulamaya çalışıyorum bir zararını da görmedim bu güne kadar. Gayretlerinizden dolayı sizi kutluyorum.Selamlar.
14 Şubat 2009 Cumartesi 00:18
ERZİNCANLI ARICI VECDİ dedi ki...
Ali Osman agbeyin kovan taban tahtasını ,arılıgın taban tahtası aynı ,sadece teli farklı .Polenli değil. Masrafa gerek yok arıcı bilinçlenince karı artıyor.Kasırgadan sadece ses kalacak.Bu süreçte birileri nemalanacak, birileri keklenecek,birilerinede çamur sıçrayacak.Unutulmamalı ki insanlar çamurdan yaratildi.
14 Şubat 2009 Cumartesi 05:09
ERZİNCANLI ARICI VECDİ dedi ki...
Cebimizden nemalanan için geliştirgim kovan, ALİ Osman agbeyin kovan altlıgı ile aynı, harita ölçegine göre konuşursak,büyütülmüş hali.Bunlara gerek yok.Arıcı bilinçlenince gider azalacak,kazancı artacak.Nemalananların kazancı azalınca ,kasırganın sesi artacak.Birileri kazanınca,birileri keklenecek sezonu açtık,uyan arıcı kardeş. Birilerine çamur atılacak,çamur toprağın su ile karışmış hali.Çamuru silme kalsın,insanlar topraktan yaratılmadımı,gideceğimiz yer orası,UNUTMA gerisi hikaye.
14 Şubat 2009 Cumartesi 05:49
Demirsoy dedi ki...
Afyon'luyum.Amatör bir arıcı olarak haklı olduğunuza canı gönülden inanıyorum. Arı beslemede artık hep invert şurup kullanacağım. Ben de bütün kış kütük kovanı takip ettim. Haberlerini sabırsızlıkla bekledim. Kütük kovan her şeyi anlatıyor zaten. Gayretlerinizden dolayı kutlarım. Saygı ve selamlar.
14 Şubat 2009 Cumartesi 15:46
ALİ TÜRK dedi ki...
Şimdi beni sevindiren en güzel olaylardan birisi çok degişik tanımadığım ve kendilerinin nereli olduklarını bilmediğim kişiler ben filan yerden seni takip ediyorum diyerek destek olmaları o ayrı bir duygu benim için. Birileri yalan yanlış yazarak sizi yerle bir etmek istiyor ve yanlız kalıyorsunuz yakın çevrenize bakıyorsunuz ordanda kimse destek vermiyor. Bir düşünün bu şartlarda nelerle boğuştugumuzu. Ülke arıcılıgına hiçbir katkısı olmayanlar beni eleştirebiliyor, kardeşim buyur sen neler yaptın. Sonuçta ben elimden gelenleri arıcılara ulaştırmaya çalışmışım. Bir yere gittiğimde bir yenilik veya arıcıların bilmedigi bir güzellik varsa ertesi gün manşet yapmışım.Bu invert olayı bazılarının az para kazanmasına neden oldu.Onlar o yüzden karşı çıkmaktalar.Asıl sanaldaki çok biliyorum diye karşı çıkanlar ise olduklarının üstünde kendilerini gösterirken bu hale düştüler.Bunuda şöyle anlatayım. Karga sıradan bir kuşmuş kendine hasda özellikleri varmış. Bir gün kekliğin sesini duymuş birde yakından izlemiş demişki bende keklik gibi ötecem vede onun gibi sekecem.(Kekliğin yürümesine sekme denir) Sonrasında ise kekliği taklit edeyim derken kendi özelliklerinide unutmuş ne onun gibi ötebilmiş nede seke bilmiş. Durum bundan ibarettir biz çok biliyoruz deyip inverte cepe alanların hepsi şapa oturmuş bulunuyor. Daha bu iyi günleri, yeni kapaklar yolda.Bir şeyi uygularsın uygulamazsın herkesin kendi bilecegi iş. İnverte karşı yazanların alayının benden öğtrenecekleri daha çok şey var. Tabi bende başkalarından öğrenmeye devam ediyorum. Hayat ölene kadar öğrenmekten ibarettir.Yorum ve destekte bulunanlara canı gönülden teşekür ediyorum.
14 Şubat 2009 Cumartesi 17:29
BÜLENT KINALI dedi ki...
HAYIRLI AKŞAMLAR PINARHİSARDAN.(HACININ KAHVEDEN)
14 Şubat 2009 Cumartesi 22:33
Trakya dedi ki...
Abi kütük meydanda aksini ıspat edene eyvallah kolaygelsin.
15 Şubat 2009 Pazar 09:52

11 Ocak 2009 Pazar

ARICILIKTA DOĞRULAR VE YANLIŞLARIMIZ


ARICILIKTA DOĞRULAR VE YANLIŞLARIMIZ
Arıcılık devamlı bir periyot içerisinde yapılan işlerde denebilir. Yaptığımız işlemler doğruda olsa, yanlışta olsa yıllar boyu devam eder durur. Şimdilerde geldiğimiz nokta ise gelenekçilikle bilimsel arasında sıkışıp kaldık.
Arıcılığı gereği gibi bilmediğimizden kendimize öyle işler çıkardık ki sormayın. Yabancı ülkelerdeki arıcılara bakıyoruz, son bahar gelmeden kovandaki işçi arı nüfusunu doruğa çıkarıp, kovanın ihtiyacı olan yiyeceği stokla tıp artık baharı beklemekten başka işleri kalmıyor. Ayrıca bu stokun nisan ayına kadar yeterli olduğu ve bahar beslemesi de yapmıyorlar. Tüm işlemler bir önceki sezonda bitirilmiş, yapmanız gereken bir işte kalmamış oluyor.
Bizdeki gelenek arıcılığında hiç iş bitmiyor. Bu işlerinde bilimsel bir kaynağı da yok. Zamansız kek ve şurup lamalar arıların dengesini bozup hastalıklara da çanak tutmaktadır. Arı salkıma girecek, çıtaların üstüne verilen kekler sayesinde salkım bozulmaktadır. Zaten kek son bahar ve kışın verilecek bir besin değildir, hatada burada başlıyor. Kekin alınması ve sindirilmesi çok zor, arılar alırken de sindirirken de kendi ömürlerini bitirmekteler. Bu arılar kış arısıdır ve yedekleri de yoktur, sizi bahara taşıyacak arılara yazık edilmekte. Bu arıların kesinlikle yorulmaması gerekmekte. Daha bunların bilincine şimdilik ülke olarak varamadık.
Bir başka gözlemim ise arılarına çok iyi bakım yapmalarına rağmen bir türlü gelişemeyen kovanlar. Burada arıcının hatası bilinçsiz teşvik yapmasıdır. Genelde arıcılığa yeni başlayanlarda bu durum görülüyor. Asıl buradaki sorun şudur, kovandan bal hasadı yaparken korkuluyor aman arım balsız kalmasın diye. Bu durum kovandaki bir çok çıtanın balla dolu bırakılmasından kaynaklanır. Yani çıtalar bal veya polenle bloke olmuş. Anaarıyı da ballı ve polenli çıtalar arsasında bloke ediliyor. Siz bu arıya ister teşvik şurubu verin, ister teşvik için kek verin hiçbir şey fark etmeyecektir. Anaarı yumurta atması için boş petek bulamamakta. Yapmış olduğunuz teşviklerde daha da sorunu büyütecek blokeyi artıracaktır.
En büyük eksiğimiz ise başı boş arıcılık yapmamızdır. Birileri çok iyi arı kovanlarına baktığını düşünürken kovanlarını geliştirememekte, bir başkası da her şeyi oluruna bırakmış geleneklere göre arıcılık yapmaktadır.Yani saldım çayıra mevlam kayıra metodu. Başı boş arıcılıkta belli bir sistem ve şablon yoktur. Arıcı ne duyduysa ne gördüyse uygulamaya kalkar, sonrada başarı bekler suçlular arar. Gelenek arıcılığında en büyük örnekler yılların arıcısı gösterilir, bu arıcılar bilgi deryası olarak görülürler ve bir dedikleri çok yanlışta olsa iki edilmez.
Arıcılığı bilinçli yapan ülkelerde kontrol tamamen arıcıdadır,bizdeki gibi başı boşluk yok.Arıcılığın her aşamasında arıcı durumlara hakim olursa istenilen sonuçları almak çok kolay oluyor.Bir düşünelim şimdi. Almanya da son bahara kadar arılar güçlendirildi,güçlü olmayanlarda birleştirildi.Mevcut sorunu yok.Yiyecek konusu da arıcının kontrolünde tamamlandı,artık şubat ayına kadar yiyecek vermeye de gerek yok.Yazın yapmışlardı en son salkımdaki arıya birde oksalik uygulandı varroa işide bitti.Şimdi arıcı ne yapıyor kirazların çiçek açacağı zamana kadar kovanlarında iş kalmadı, ayrıca içerdeki bal genellikle nisan ayına kadar yetiyor.Ne kışın kek nede şurup verildi.Birde işin garibi bahar beslemesi diye de bir gelenekleri yok.Şimdi bu kovan hasta olur mu veya verimden düşer mi.Tüm çıtaları bloke edip,birde havalandırmaları açıyorlar arı mecbur üşüyüp salkıma girmek zorunda.Salkımdaki arıda baharı beklerken en az mevcut kaybıyla bahara çıkıyorlar.
Bizdeki arıcılığa dönersek, arıcı kovanlarına genelde mevsimin hiç bir dönemimde hâkim değil. Zaten hâkim olaydık böyle zayıf arılarla arıcılık yapmazdık. Aslında zayıf arılara hâkimiyeti bırakın mahkûm ediyoruz kendimizi. Baharda besle yaz boyu gelişsin diye bakım yap, birde bahara kadar teşvikle oh be. Avrupalı uğraşmadan kovan başı 50 kilo civarı bal alırken biz başımızı kaldırmıyoruz durumlarımız ortada. Şu an öyle bir yere geldik ki sormayın. Bir yerde geleneksel arıcılığımız bir yerde batı arıcılığı ve ikisi arasında bocalayan üçüncü bir arıcı gurup. Ne yârden ne serden geçebiliyoruz anlayacağınız. Sorun hep aynı kışa zayıf gir, bahara zayıf çık, tekrar kışa kadar tırmala dur, dön babam dön. Bunları bir halledebilirsek çok kısa sürede çok uzun yollar alacağız.
Arılarımız kışa güçlü girseler bile, rahat duramayıp olmadık işler yapıp arıların ayarını ve mevcudunu bozuyoruz.Nasıl mı?, güçlü veya zayıf arıya zamansız verdiğimiz kek arıyı kış günü suya sevk edecektir.Suya giden arılarda bir daha geri gelemezler. Aslında arılarımızın balını tamamlayıp, onları kendi haline bıraksak, bahara daha güçlü çıkacaklardır. Kendi haline bırakılan arılarımız doğal hayattaki gibi havalar soğuduğunda salkıma girip su ihtiyacı ve dolayısıyla nüfus kaybı olmayacaktır. Bir konu üstünde ne kadar düşünülürse o kadar değişik fikirler oluşuyor.
Şimdilerde kışın arı kovanlarına kek verin diyenler, yazıp çizseler bir bilsek doğruları nelerdir.
Dünya kadar araştırma yaptım, hiçbir kaynakta 11.ayda kek verin diyen bir üniversite yazılımı yok Türkiye’de. Tüm beslemeler yâda teşvikler 10.ayda sonlandırılmış ve en erken besleme ve teşviklere şubatta başlanılmış, Ayrıca bu uygulamaların yapıldığı yerler ülkemizin en sıcak bölgeleri, kış olmayan yerler bile desek olur. Yurt dışında da buna yakın tarihlerde aynı işlemler yapılıyor. Bu işlere karşı çıkanların dayanakları nelerdir. Şimdi ben balkondaki kara kovanı zamansız besledim ve durum ortada, hava soğudu yavru vardı hemen hayvan sökmeye başladı. Bu kara kovan tüm tehlikelere açıktır. Zaten yavru olan kovanda hiçbir zaman kış ayına uyarlı bir durum olmaz. Kovanda yavru olunca ısı yüksek, yavrulara su lazım. Hava soğumuş bir türlü salkıma giremiyor. Nedeni hayvanları kendi haline bırakmıyorum ki. Bu sene bu yazılar işe yaramayacak ama önümüzdeki senelere lazım olacaktır. İnşallah bundan sonra arı kovanlarının mahkumu değil hakimi olanlardan oluruz.

ARICILIKTA KEKİN YARARLARI, ZAMANSIZ KULLANIMINDA ZARARLARI

ARICILIKTA KEKİN YARARLARI,ZAMANSIZ KULLANIMINDA ZARARLARI
Öncelikle bir canlıyla çalıştığımızı unutmamalıyız,ve bu canlının bir ömrü var ve bu ömrü en iyi şekilde yaşaması gerekir.İşçi arıların ömrüne bir göz atar isek,yumurtadan 21 günde işçi arı olarak doğuyor,20 ün iç hizmetlerde çalışıyor,20 gün civarı da dışarı çalışıp ölüyor.Bu süreler daima önem taşır bu hesapları devamlı yapmamız lazım.Arıların nektar akımına hazırlanmasında kesin bu süreler dikkate alınmalıdır.Toplamda yumurtadan ölüme bu hesaplara göre 60 gün vardır.Yada yumurtadan doğuma kadar bölümü çıkarırsak 40 günde ölüyor.Burada en ilginç bir şey var,40 günde ölen arılar kışa denk geldiklerinde 5- 6 aya varan ömürlere ulaşıyorlar.

Birde arıların yaşadıkları ortama bir göz atıyoruz.14 derece altına düştüğünde ısı,arıların kasları işlevlerini azaltıyor.10 derecenin altına düştüğünde de uçmazlar.7 dereceden aşağıdaki ısılara maruz kalırsa felç olup kıvrana,kıvrana ölüyorlar.Arılar normal hallerinde bırakılırsa bu yukarda sayılanlar doğal olarak tekrar edecektir.Ama dışardan müdahalede bulunursanız 10 derecede bile arı uçmaya başlar ve çoğu telef olur bunu yazının sonunda yazacağım.

Birde bu arı dediğimiz canlı ömrü boyunca polen hariç sıvıyla hayatını devam ettirir.Poleni de kullanırken ve yerken değişik işlemlerden geçirdiğini biliyoruz.Peki arı kek yer mi diye bir soru sorarsak kendimize?.Arı keki her zaman yer,kışın ortasında ver gene salkımı bozar kekle uğraşır.Çünkü dışarıdaki ısı ne kadar düşerse düşsün kovan içinde belli bir değişken sıcaklık var.Salkımın merkezi farklı altı üstü farklı ısılardadır.Keki yedikçe de su ve dışkılıma ihtiyaçları olur,dışarı giden geriye gelemez.Kekin asıl zararı da bu değildir.

Peki keki ne zaman vereceğiz soruları sorulabilir.Benim şimdiki geldiğim nokta kek artık besleme ürünü değildir.Adı üstünde arıları kek leme de kullanılır.Yurt dışına baktığımızda Almanya ve Kosova’da arılara kek verildikleri tarihleri inceledim.Son bal hasadından sonra hemen kek verme başladılar.Buralardaki tarihlerden biz ne kadar geriden gidiyoruz herkes kendi bölgesinde bunu hesaplamalı.Yurt dışındada kek arıları beslemekte kullanılmıyor.Arıyı beslemek istersen ver bir kilo şurubu hemen çekip depolasın.Ama bir kilo keki ver arı 15 gün didinsin dursun.Yurt dışında kek yavru üretiminde kullanılıyor.Bizim ülkemizde kek her zaman her derde deva oluyor.

Birde doğal hayatta yaşayan arılara gene bir göz atar isek,bu arılara da hiç kimse ne kek nede şurup veriyor.Bunlarda hiç sorunsuz yaşamlarını devam ettiriyorlar.Dünyadaki arıcılarda arılarını doğal ortamdaki gibi bırakıyor,yapılması gerekenleri zamanında yapıp kenara çekilip baharı bekliyorlar.Türkiye’deki arıcılarda işler karışıyor.Benim anladığım arıyla insanı karıştırıyoruz.İnsanlarda kış salkımı yok ya,arılarda da olmaz diye bazı yiyecekler vermeden edemiyoruz.Sorunda burada başlıyor.Ülkemizde başı boş bir arıcılık var,bir şeyleri zamanında yapmamaktanmı kaynaklanıyor bilemiyorum.Ayrıcada nereden bu kek işi başladı ve devam ediyor orasıda ilginç.


Arıcılığı bilinçli yapan ülkelere baktığımızda arılara kek veriliyor,veriliyor son baharda arı nüfusu doğra çıktığında keki kesip hemen invert şurupla tüm çıtalar bloke ettiriliyor.Burada bizim anlamadığımız bir başka olay ise şudur.Bizde arıcılarımız kek verirken bulundukları hava durumlarına bakıyorlar,kek verildiğinde önümüzdeki 45 günü etkilediğini hesap edenler yok.Kek demet artı yavru demek,çıkan yavruların yerlerinin balla doldurulması demektir .Bunu yapabilmek için yavruların çıkması için 21 gün gerekiyor 15 günde çıtaların bloke çalışması onun peşinden de açık balların de sırlanması gerekiyor.Bunların bir şablon içinde yapılması gerekiyor.Ülke olarak böyle bir şablonumuz maalesef yok.Ben bu gün kek verdim demekle olmuyor taa 45 gün sonrasını ve mevsim şartlarını düşüneceğiz bu işi yaparken.Şimdide kış arılarına kekin zararlarını yazalım.Yabancı ülkelere baktığımızda kekle doruğa çıkan kış arısı nüfusuna onlar neler yapıyor bizler neler yapıyoruz.Burada yapılan işlemler arıların ömürlerini kısaltmamalı yani arıları yormamak lazım.Yabancı arıcılar buna çok önem ve özen gösteriyorlar.Kış soğukları gelmeden hemen invert şurupla kovanlardaki tüm boş çıtaları bloke ettirmeye başlıyorlar.Verilen şurup miktarı bir seferde 5 litre civarında,her çıkan yavru gözüne hemen şurup basılıyor.Yaklaşık 15 litre şurup 2-3 hafta içinde kovana verilip yavru da sonlandırılmış oluyor.Kışın yavru demek riziko demektir.Arının olur olmaz işler yapması demektir.Burada neden adamlar şeker şurubu değil de invert şurup veriyorlar soruları sorulabilir.Kışa girdik artık yavru yok,yukarda da bahsettik bu arının da bir ömrü var bu ömüre zeval gelmesin diye invert şurup veriliyor.Arı şurubu alsın ve hemen depolasın diye.İnver şurubun diğer adı da yapay baldır balla aşağı yukarı aynı özelliklerdedir.Arı hiç yorulmadan tüm çıtaları bloke ediyor ve huzurlu bir şekilde baharı beklemeye başlıyor. Kış arıları pisikoljik olarakta rahat stok problemi yok.


Gelelim bizim yaptıklarımıza.Kışı olmayan yerlerimizde var orasıyla başka yerler karıştırılmasın.Yurtiçi kaynakları o kadar taradım kışın kek verin yada verilebilir diye bilimsel bir yayın yok.Kış olmayan yerlerde bile ekim ayında beslemeler kesilmiş ta şubata kadar.Arılara ne kek vermişler nede şurup.Kışa belli bir arıyla girdik.Bu arılar bizi bahara taşıyacak ve bu kış arılarınında yedeği yoktur.Hayvanlar kış salkımına girerken keki verirsek bu arıları acayip yormuş olacağız.Çoğu bırakın baharı kışın ortasında mevta olacaktır.Kış arılarının ömrünü kek vererek kısaltıyoruz.Arı kışın çalışmadığı zaman çok uzun süre yaşıyor,ama verilen kekler arıların ömrünü kısaltıyor.Şimdi tüm dünyadaki arıcılar yanlış bizmi doğrusunu yapıyoruz.Yada kışın arılara kek verildiğine dair kaynaklarımız nelerdir.Yapılan iş arının zaten tabiatına aykırıdır.Sıvıyla yaşayan arıya katı yiyecek veriliyor,yaz ortasında olsa bir hedefimiz var bir ölürse üç doğuyor.Kışın böyle bir ihtimalde yok kendi elimizle arılarımızı bahara daha zayıf çıkarıyoruz.Birde bahardaki arı kayıplarının bence nedeni budur,kışın sağ kalanlar baharda son nefeslerini vermekte.Baharda o kadar hızlı ölüm oluyor ki diyorum herhalde kovanlarda arı kalmayacak.Kış sakımına hazırlanmış arıya şurup ve kek vermek arının ömründen çok şeyler götürüyor.Bunu daha bizim bilim adamlarımız henüz yazamadılar.Belkide kekçilerle anlaştılarki yazamıyorlar.Birde kek satıcıları vardır üç kuruş kazanacağım diye insanları yanlış yönlendirenler,bunlar kek verin derken kaynakları nelerdir açıklasınlar arının üstünden keki eksik etmeyin demekle bu işler olmaz.Sonuçta bu yazıları bilim adamıyım diyenler yazmalıydı.Tabi yazdıkları yazılarında faydalandığım kaynaklar deyip,bir sürü yabancı yayın verecektir.Onlar ne zaman yazar bilmiyorum ama ,bizim oralarda aş deliye kaldı derler.

Not:Kış arılarının önemi yeni çıktı.Daha önce böyle söylemlerimiz yoktu,buna sebepte Almanya'daki kaynaklar.

ÇAĞDAŞ ARICILIK VE BİZİM GELENEKLERİMİZ


ÇAĞDAŞ ARICILIK VE BİZİM GELENEKLERİMİZ
Birkaç gün önce bir yazı yadım dı.Biraz tepki aldık desem.Tepkileri de anlamak mümkün değil.En göze çarpan eleştiriler ise kendi kendimi yalanlıyormuşum.
Şimdi ilkokula gidersiniz öğretmen eliniz alışsın diye size çizikler attırır.Dik,düz,yatay gibi.İşi ilerlettikçe şekiller değişir daha sonra ise harflere geçilir.Okula gidemeyenlerde meraktan evde siz ne yaparsanız onlarda yapmaya çalışır.Biz de internetle tanıştıktan sonra bir şeyler öğrendikçe hatalarımızdan vaz geçmeye gayret gösterdik.Zamansız kekde verdik,keke antibiyotik ilaçta kattık.Çünkü bu bizim adetlerimizdi ,gelenek böyle oluyor hatta olması gerekir diye düşünüyorduk.Sonra kaynakları okumaya ve yurt dışını izlemeye aldık.Yerli kaynaklarımız yetersiz.İzlemek için başka ülkeye yöneldik,Almanya bunların başında,zaten başka sitelerde izliyoruz ama hiç şimdiye kadar kışın arılarına kek veren yabancı sitede göremedik.Almanya da arıcı ise bağlı bulunduğu eyalet birlikleri arıcılarına ne yapması gerekenleri bildiriyor ve onun dışına da arıcılar çıkamıyor.Siz ruhsatlı ilaç bile olsa Almanya da üniversite onay vermediği sürece o ruhsatlı ilacı kullanamazsınız.Yani bizdeki başıboşluk ve saçmalıklar orada yok.Bizdeki saçmalıklarıda arıcı bilerek yapmıyor,yaptığının doğru olduğuna inanarak yapıyor.
Şimdi neden ikiciye bu yazıyı yazmaya gerek gördüm.Kaç gündür araştırmadık yer bırakmadım.Kışın salkımda arı beslemek diye girmedik site bırakmadım.Her şey 14 derecede kilitlendi.Tüm kaynaklar diyor ki,hasattan sonra arıyı besleyin ve kışa genç nüfusla girin,hatta çoğu kaynaklar nedense geleneğimiz keki bilmiyor ki teşvik için bile son bahar gelene kadar şurupla az,az besleyin diyor.Tüm kaynaklarda ise gene 15-20 ve 30 kilo arası kovanlarda kışın balı olsun.Çünkü güçlü bir kolonide bu bal moral gücü bakımından önemliymiş.Arıların topladığı balın tamamını almak bir daha toparlanamayacakları şekilde strese yöneltirmiş.Ama kekle alakalı bir türlü kaynak yok.
Dedim ya bu 14 derecede ne varsa her kaynakta bu var.14 dereceden aşağı düşünce sıcaklık,arıların kaslarının işlevi azalıyormuş.10 derece altına indiğinde sıcaklık uçmazlarmış.En önemlisi 7 derece altına indiğinde ise mutlaka arı felç oluyormuş.
İnternet kullanımı bizim arıcılığımızda ilkokul oldu.İnternet kullanmayalı başlayalı saydım 29 ay olmuş.Bu süre içinde o kadar şeyler oldu ki,ilk olarak güçlü kovanlara sahip olmadan yüksek verimde bal alınamayacağını anladık.Daha sonra anaarı üretimi ve kalitesi geldi,bir zamanlar larva transferi öğretenlerin dövülmekle tehdit edildiği bir ülkede,bir senelik arıcılar bile kaliteli anaarı üretmeye başladılar.İki sene içinde öyle bir gurup olduk ki inanılmazdı.Sonra bu gurubu bazıları yolunacak kaz,bazıları da merdiven olarak kullanmaya kalkınca tekrar başladığımız yere döndük .Geri dönmemiz bizim gibi paylaşımcılara bir şey kaybettirmedi.
Çok şeyleri aştık,aşamadığımız konular ise bir türlü eski geleneklerimizden kopamadık.Bunlardan birisi arılarımıza ne zaman ne vereceğimizdir.Aslında artık bir şablon var ama bir türlü şablona inanamadık ve biz arılara kek vermezsek arılarımız hayatta kalamaz korkusu var içimizde.Bu korkuyu da zamanla yeneceğimize inanıyorum.Gaye arılarımızı beslemekse neden yarım kilo kekle bir hafta uğraştırıyoruz ve kışa giren arıları yoruyoruz.Bu kış arılarının bir tanesi bile o kadar önemliki.Aslında kek vererek arılarımızı rizikoya atıyoruz.Herkes istediğini yapabilir.Fakat bizim gibi birkaç adım öne çıkanların ne dediklerine ve ne yaptıklarına çoğu kişi harfiyen uyuyor.Biz geçen sene ilk invert kek ve şurup tarifleri verdiğimizde hemen bunu uygulayıp başaranlar olmuş.Arılarınıza salkımdayken kek verdiğinizde bu yavru ve hareket demek olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız.Soğuk havalarda yavruya yatan arıların su ihtiyacı olacak,su almaya giden arılarınız felç olup ölecektir.Bu konuda kaynak bilen varsa göstersin.Kış gelmeden tüm kaynaklar diyor ki kovanın kışlık balı yoksa karşılayın ve bahara kadarda bir şey yapmayın.
İkinci vaz geçemediğimiz ortada hiçbir şey yokken arılara ilaçlar verilmesidir.Şurupta kekte mutlaka bir şeyler katmaz isek iş yarım kalıyor hissi içimize oturmuş.Bazıları da ilaç denilince başka şeyler anlıyor.Malzemecilerde birliklerde kendilerine sunulanları yasal biliyor.Bunları ben bilinçli olarak bazen gündeme taşımaya çalıştım.Bazı direk antibiyotik tavsiye eden haberleri yayından kaldırttım.Bende bilmeyerek çok şeyler kattım.Geldiğim nokta ise artık keklerinize vitamin katabilirsiniz deniliyor artık onu bile keke karıştırmıyorum.Son bahar gelmeden yaptığım kekin 20 kilosu hala evinde durur.Yavru için teşviğimi yapıp artanı bahara kaldı.İçeriği ise sadece bal ve şeker.Ben bazı şeyleri aştım ama ya yeni başlayanlar ne yapsın.Malzemeciye gittiniz,benim 2-3 kovan arım var neler lazım dediğinizde önünüze bir sürü ilaç konuluyor.Gel işin içinden çık.
Bu yazı bir şekilde sonlanması lazım.Fakat o kadar çok sorunla karşılaşıyorsunuz ki.Sizin hiçbir bekletiniz yok.Anaarı üretimini öğretiyorsunuz sizi herkes anaarı üreticisi sanıyor.Yada bu bir şeyin peşinde diyorlar.Belki de sanal arıcılıkta benden daha problemli kişi yoktur.Karşıma almadığım kalmadı.Yıllarca herkes ne şişe nede kebaba dokunmuş.Arıcılık camiasına baktığımızda o kadar çok unvanlı bilim adamımız var ki.Arıcılıktaki yerimize baktığımızda da yerimizin burası olduğuna ben isyan etmişim.Zonguldak a gittik,tv programı var.Gündüz hem geziyoruz hem sohbet ediyoruz.Selahattin ağabeyinin bana söylediklerine bakın.Bunları aslında bana söylerken de diyor ki,ben birisini 5 kişiye sorarım 3 kişi iyi derse işlem tamamdır.Senin için bırak şu ameleyi,boş ver o salağı.Evet Bu yüzüme söylenenlerdir.Arkamdan neler söylendiğini bir düşünün.Peki bunları sıradan arıcılarmı söylüyor kesinlikle hayır.Bazılarının anaarı işini bozmuşumdur,bazılarının ilaç işine takoz koymuşuzdur,bazılarının kek satışlarını etkilemişimdir,bazı bilim adamlarına yatın bakalım demişimdir.Bunlara bir sürü nedenlerde eklenebilir.Salak geri zekalı ameleliklerin yanına birde magazincilik unvanımız oldu.Siz bana neyi uygun görürseniz ben oyum.
Sonuç bazıları ilk okulda verilen çizgileri çizmeye devam ederken bazıları harfleri öğrendi,yazmaya başlayanlar olmuş.Yerinde sayanlara da yazanlara da saygı duymak lazım.